HİZMET ALANLARIMIZ
Ticari şirketlerin kuruluş aşamasından tasfiyesine kadar geçen süreçte genel kurul işlemlerinin yürütülmesi ve esas sözleşmelerin hazırlanması hizmetlerini veriyoruz. Ortaklar arası uyuşmazlıkların çözümü ve kıymetli evrak hukukuna dair davaları takip ediyoruz.
Ceza yargılamasının soruşturma ve kovuşturma aşamalarında, müşteki veya sanık vekilliği görevini üstleniyoruz. Adil yargılanma hakkı çerçevesinde, dosyanın her aşamasında hukuki savunma ve delil toplama süreçlerini titizlikle yürütmekteyiz.
Aile hukuku kapsamındaki boşanma, velayet, nafaka ve mal rejimi tasfiyesi davalarında müvekkillerimizin haklarını koruyarak hukuki süreci yürütmekteyiz. Uyuşmazlıkların mahremiyet esaslarına ve yasal prosedürlere uygun olarak çözümlenmesini sağlıyoruz.
Kamu kurumlarının hukuka aykırı idari işlemlerine karşı iptal davaları ve idari eylemlerden doğan zararların tazmini için tam yargı davalarını yürütüyoruz. İdari yaptırımlara ve para cezalarına yönelik hukuki itiraz süreçlerini takip ediyoruz.
Trafik kazalarından doğan değer kaybı, bedeni hasar tazminatları ve sigorta şirketleriyle yaşanan ihtilafların çözümünde hukuki destek sunuyoruz. Sigorta Tahkim Komisyonu ve mahkemeler nezdindeki tüm başvuru ve itiraz süreçlerini takip ediyoruz.
Şahıs ve şirket alacaklarının tahsili amacıyla icra takiplerinin başlatılması ve haciz işlemlerinin yürütülmesini sağlıyoruz. Ayrıca borçlu durumdaki müvekkillerin iflas veya konkordato süreçlerinin hukuki altyapısını hazırlayarak yasal temsil hizmeti veriyoruz.
Vergi daireleri tarafından uygulanan tarhiyatlar, usulsüzlük cezaları ve ödeme emirlerine karşı gerekli yasal yollara başvuruyoruz. Vergi uyuşmazlıklarının dava aşamasında idare mahkemelerinde takibini veya uzlaşma yoluyla çözümlenmesini sağlıyoruz.
Miras bırakanın vefatı sonrası terekenin tespiti, vasiyetname düzenlenmesi, mirasın reddi, tenkis ve ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) süreçlerini yönetiyoruz. Miras paylaşımlarında doğabilecek uyuşmazlıklarda yasal hakların korunması amacıyla davaları takip ediyoruz.
Taşınmaz alım-satım süreçlerinin hukuki denetimi, tapu iptal ve tescil davaları, kamulaştırma uyuşmazlıkları ve kira tespit davaları gibi mülkiyet hakkını ilgilendiren konularda hukuki danışmanlık ve dava vekilliği hizmeti sunuyoruz.
Tüketici işlemleri ile ayıplı mal ve hizmet uygulamalarından doğabilecek uyuşmazlıklarda yasal başvuru yollarını işletiyoruz. Tüketici Hakem Heyetlerine başvurulması ve Tüketici Mahkemelerinde görülen davaların hukuki takibini gerçekleştiriyoruz.
Ticari faaliyetler ve bireysel işlemler kapsamında ihtiyaç duyulan sözleşmelerin mevzuata ve taraf iradelerine uygun şekilde hazırlanmasını sağlıyoruz. Mevcut sözleşmelerin incelenmesi ve sözleşmeye aykırılık hallerinden doğan uyuşmazlıkların çözümünü yürütüyoruz.
İşçi ve işveren ilişkilerinden doğan işe iade, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve hizmet tespiti davalarının takibini yapıyoruz. İş kazalarından veya meslek hastalıklarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat süreçlerinde hukuki destek sağlıyoruz.
Yerli ve yabancı sermayeli şirketlerin kuruluşu, tür değiştirmesi, birleşme ve devralma (M&A) işlemleri ile genel kurul süreçlerinin yönetiminde hukuki danışmanlık sağlıyoruz. Şirket ana sözleşmelerinin hazırlanması, kurumsal işleyişin denetimi ve pay sahipleri arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde aktif hukuki destek veriyoruz.
Yabancı uyruklu kişilerin Türkiye’de çalışma ve ikamet izni başvurularının yapılması ile yatırım, evlilik veya istisnai yollarla Türk vatandaşlığı kazanması süreçlerini hukuki boyutta takip ediyoruz. İl Göç İdaresi ve Nüfus Müdürlükleri nezdindeki tüm resmi başvuru, takip ve itiraz işlemlerini yürütüyoruz.
İç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından, adil yargılanma ve mülkiyet hakkı başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılacak bireysel başvuruları hazırlıyoruz. Bu kapsamdaki uluslararası yargılama süreçlerinin hukuki takibini titizlikle gerçekleştiriyoruz.
Marka, patent, faydalı model ve endüstriyel tasarımların Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescili, itiraz süreçleri ve yenilenmesi işlemlerini yürütüyoruz. Fikri ve sınai mülkiyet haklarının ihlali, taklit ürünlerle mücadele, hükümsüzlük ve haksız rekabet davalarında ticari itibarın yasal zeminini koruyoruz.
Murat Altun
2 yıl önce
Veysel Osman
2 yıl önce
Her konuda yardımcı oldular ve her zaman ilgilendiler oldukça kibar ve nazikler avukat yardımcısı sermet ayhan beye özelikle teşekkür ederim çok ilgili …
Umut Erkan
3 yıl önce
İşini bilen, güler yüzlü bir ekip
ADA AGN YAPI
3 yıl önce
Cok ilgili ve alakalılar.Oncelikkeri alacakları ücret değil doğru olanı söylemek ve göstermek.Tum dostlara Ahmet Mete beyleri tavsiye ederim....
Su Aydemir
3 yıl önce
Ahmet Bey le telefonda görüştük daha sonra danışmaya gittiğimde Avukat Çağla Hanımın ilgisi ve görüşüne hayran kaldım açıkçası genç olması hukuk bilgisini yetkin şekilde kullanması beni çok etkiledi aklımda hiçbir soru işareti kalmadı tekrar çalışmam gerekse ahmet bey ve çağla hanımı tercih ederim çok teşekkürler.
ayşe uysalgil
3 yıl önce
Ahmet abi çok iyi bir avukattır😊
Nanemolla
3 yıl önce
İlgili, işinin ehli avukatları barındıran bir hukuk bürosu. Her şey için minnettarım.
Sevval Kelebek
3 yıl önce
Bilecik'in en deneyimli avukatlarından birisi mutlaka rehberinizde olması gereken bir avukat.Tavsiye ederim.
Bilgisel
Taşeron İşçi Hakları Nelerdir?
admin2026-07-20T09:35:07+00:00Temmuz 20, 2026|
Taşeron İşçi Hakları ve İşverenlerin Sorumlulukları Çalışma hayatında sıklıkla karşılaşılan [...]
Bilecik Avukat – Ahmet Mete Hukuk Bürosu
Bilecik avukat ve hukuki danışmanlık bürosu olarak, ceza hukuku, gayrimenkul hukuku, şirketler ve ticaret hukuku ile idare hukuku alanlarında uzman kadromuzla hizmet vermekteyiz. Müvekkillerimize şeffaf, sonuç odaklı ve profesyonel hukuki destek sunarak; önleyici hukuk prensibiyle riskleri yönetiyor, Bilecik ve çevre illerdeki dava süreçlerinde haklarınızı en üst düzeyde savunuyoruz. Kurumsal ve bireysel hukuki ihtiyaçlarınız için güvenilir çözüm ortağınız olmaya devam ediyoruz.
Hizmet Alanlarımız
- Ceza Hukuku: Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında etkin savunma. (Dolandırıcılık, hakaret, hırsızlık gibi davalar)
- Aile ve Boşanma Hukuku: Velayet, nafaka, mal rejimi, çekişmeli/anlaşmalı boşanma süreçleri.
- İş Hukuku: Kıdem/ihbar tazminatı, işe iade, iş kazası, arabuluculuk başvuruları.
- Ticaret/Şirketler Hukuku: Sözleşmeler, alacak tahsili, yönetim uyuşmazlıkları ve şirket danışmanlığı.
- İcra ve İflas: Haciz, itirazın iptali/kaldırılması, konkordato ve iflas süreçleri.
- İdare ve Vergi Hukuku: İptal/tam yargı davaları, vergi uyuşmazlıklarının çözümü.
- Yabancılar ve Vatandaşlık: Oturum, çalışma izni, vatandaşlık başvuruları ve dava süreçleri.
Neden Bizi Tercih Etmelisiniz?
-
Bölgesel Hakimiyet: Bilecik ve çevre illerdeki adli süreçlere ve güncel içtihatlara tam hakimiyet.
-
Şeffaf Süreç: Sürpriz maliyetler olmadan, aşamalar ve riskler konusunda baştan net bilgilendirme.
-
Hızlı İletişim: Randevularınızda ve dosya aşamalarınızda düzenli, kesintisiz raporlama.
-
Stratejik Yaklaşım: Boşa umut vermek yerine, uyuşmazlığa en uygun gerçekçi çözüm planı.
Hukuki Süreç Nasıl İşler?
Ön Görüşme: Hukuki sorununuzun dinlenmesi ve durumun genel analizi.
Değerlendirme: Mevcut delillerin ve hukuki risklerin masaya yatırılması.
Eylem Planı: Dava veya uzlaşma stratejisinin belirlenerek maliyet ve takvimin netleştirilmesi.
Takip ve Sonuç: Gerekli süreçlerin başlatılması, duruşma temsili ve sürecin nihayete erdirilmesi.
Yasal Uyarı: Bu web sitesinde yer alan içerikler, Türkiye Barolar Birliği’nin meslek kurallarına uygun olarak yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır ve hukuki mütalaa veya danışmanlık niteliğinde değildir.
Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’ne göre, kolluk kuvvetlerinin (polis, jandarma vb.) vatandaşın üstünü veya eşyasını ararken temel hak ve hürriyetlere, mahremiyete ve insan onuruna saygı göstermesi yasal bir zorunluluktur.
Bu kapsamda üst aramalarında uyulması gereken kesin kurallar iki başlık altında toplanır:
1. Genel Üst ve Eşya Araması Kuralları:
-
Cinsiyet Kuralı: Üst araması, mutlaka aranacak kişiyle aynı cinsiyete sahip bir kolluk görevlisi tarafından yapılmalıdır.
-
Aydınlatma Yükümlülüğü: Arama yapılmadan önce; aramanın nedeni ve ne tür bir eşya arandığı ilgili kişiye açıkça bildirilmelidir.
-
Mekân ve Sınırlar: Arama, kişinin ilk durdurulduğu yerde veya hemen yakınında, başkalarının göremeyeceği şekilde yapılmalıdır. Kişi, sırf arama yapmak amacıyla durdurulduğu yerden başka bir yere (karakola vb.) götürülemez (Ancak gerektiğinde yakındaki kapalı bir yerden veya polis aracından yararlanılabilir).
-
Orantılı Güç ve Eşyalar: Kişinin üzerindeki ve beraberindeki eşyalar öncelikle cihazla (detektör), yoksa elle aranır. Kişi aramaya direndiği takdirde sadece “orantılı güç” kullanılabilir.
2. Kıyafet Çıkarılarak Yapılan (Detaylı) Arama Şartları: Kişinin giysilerinin çıkartılması suretiyle yapılan arama istisnai bir durumdur ve ancak tehlikenin veya suç unsurunun başka türlü bulunamayacağı hallerde, çok sıkı şartlara bağlı olarak yapılabilir:
-
Amirin Bilgilendirmesi: Bu aramanın neden gerekli olduğu ve nasıl yapılacağı, o birimdeki en üst kolluk amiri tarafından vatandaşa önceden bildirilir.
-
Tam Mahremiyet: Arama, kesinlikle kimsenin görmeyeceği kapalı bir alanda gerçekleştirilir.
-
Utanma Duygusunun Korunması (Kritik Kural): Kişinin utanma duygusunu en az ihlal edecek yöntem uygulanmalıdır. Önce bedenin üst kısmındaki giysiler çıkartılıp aranır; üst kısımdaki giysiler tekrar giyildikten sonra alt kısımdaki giysiler çıkartılır. İkisinin aynı anda çıkarılması hukuka aykırıdır.
-
Fiziksel Temastan Kaçınma: Arama sırasında bedene dokunulmaması için azami özen gösterilmeli ve işlem en kısa sürede tamamlanmalıdır.
Hukuki Dayanak: Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği
Kasten yaralama suçunun cezası; yaralamanın şiddetine (basit bir çizik mi yoksa hayati tehlike mi olduğuna), suçun kim tarafından kime karşı işlendiğine (eşe, kamu görevlisine) ve suç aletine (silah kullanılıp kullanılmadığına) göre Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında kademeli olarak artırılır.
Yaralamanın derecesi ve nitelikli hallerine (TCK Md. 86 ve 87) göre mahkemelerin uyguladığı yasal ceza sınırları tablodaki gibidir:
| Yaralamanın Şekli ve Şiddeti | Öngörülen Ceza Süresi |
|---|---|
| Hafif (Basit) Yaralama Basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif yaralamalar.(TCK 86/2) |
4 aydan 1 yıla kadar |
| Hafif Yaralama + Nitelikli Hal Hafif yaralamanın silahla, eşe/altsoya veya kamu görevlisine karşı işlenmesi.(TCK 86/2 – 86/3) |
6 aydan 1 yıl 6 aya kadar |
| Temel Kasten Yaralama Basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek boyuttaki yaralamalar.(TCK 86/1) |
1 yıldan 3 yıla kadar |
| Temel Yaralama + Nitelikli Hal Temel yaralamanın silahla, eşe/altsoya veya kamu görevlisine karşı işlenmesi.(TCK 86/1 – 86/3) |
1 yıl 6 aydan 4 yıl 6 aya kadar |
| AĞIRLAŞTIRICI NEDENLER (Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama) | |
| Kemik Kırığı Oluşması Yaralama sonucunda vücutta kemik kırılması meydana gelmesi.(TCK 86/1 – 87/3) |
1 yıl 1 aydan 4 yıl 6 aya kadar (Kırığın derecesine göre artırılır) |
| Kemik Kırığı + Nitelikli Hal Kırığın silahla veya diğer ağırlaştırıcı sebeplerle meydana gelmesi.(TCK 86/1 – 86/3 – 87/3) |
1 yıl 7 ay 15 günden 6 yıl 9 aya kadar |
| Hayati Tehlike, Duyularda Zayıflama, Yüzde Sabit İz Yaralamanın kişinin hayatını tehlikeye sokması veya organlardan birinin işlevini zayıflatması.(TCK 86/1 – 87/1) |
3 yıldan 6 yıla kadar (Alt sınır 3 yıldan az olamaz) |
| Hayati Tehlike vb. + Nitelikli Hal Yukarıdaki durumun silahla veya diğer nitelikli hallerle işlenmesi.(TCK 86/1 – 86/3 – 87/1) |
5 yıldan 8 yıl 12 aya kadar (Alt sınır 5 yıldan az olamaz) |
| Duyu/Organ Kaybı, Yüzde Sürekli Değişiklik Organlardan birinin işlevini tamamen yitirmesi, bitkisel hayat vb.(TCK 86/1 – 87/2) |
5 yıldan 9 yıla kadar (Alt sınır 5 yıldan az olamaz) |
| Duyu/Organ Kaybı + Nitelikli Hal Organ kaybı/sürekli değişikliğin silahla vb. hallerle işlenmesi.(TCK 86/1 – 86/3 – 87/2) |
8 yıldan 12 yıl 18 aya kadar (Alt sınır 8 yıldan az olamaz) |
| Kasten Yaralama Sonucu Ölüm Öldürme kastı olmaksızın yapılan yaralama sonucunda kişinin ölmesi.(TCK 86/1 – 87/4) |
8 yıldan 12 yıla kadar |
| Yaralama Sonucu Ölüm + Nitelikli Hal Ölüme sebep olan yaralamanın silahla veya eşe karşı vb. işlenmesi.(TCK 86/1 – 86/3 – 87/4) |
12 yıldan 16 yıla kadar |
💡 Pratik Bilgi: Tabloda sürekli geçen “Nitelikli Hal (TCK 86/3)” kavramı; suçun silahla (bıçak, sopa, silah vb.), eşe/boşandığı eşe, altsoya/üstsoya, kendini savunamayacak durumdaki kişiye veya bir kamu görevlisine karşı işlenmesini ifade eder. Bu durumlarda verilecek ceza yarı oranında artırılmaktadır.
Evet, net bir şekilde suçtur. Yargıtay kararlarına göre cep telefonu numarası, kişiyi doğrudan belirlenebilir kıldığı için hukuken “Kişisel Veri” kabul edilmektedir.
Bir kişinin telefon numarasını, sahibinin rızası (izni) olmadan üçüncü bir şahısla paylaşmak, Türk Ceza Kanunu (TCK md. 136/1) kapsamında “Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme” suçunu oluşturur. (Bu suçun kanundaki cezası oldukça ağırdır ve uzlaşmaya tabi değildir.)
Yargıtay 12. Ceza Dairesi bu suçun oluşması için çok net bir kriter belirlemiştir:
Numaranın başkasına verilmesini gerektiren hukuken “makul, meşru ve mantıklı bir sebep” yoksa, numarayı paylaşan kişi cezalandırılır.
Örnek Yargıtay Kararı Olayı:
Yargıtay kararına konu olan bir dosyada; bir kişinin, eski kız arkadaşının telefon numarasını, onunla tanışmak/arkadaşlık kurmak isteyen başka bir erkeğe izinsiz olarak vermesi olayında Yargıtay; ortada numarayı paylaşmayı gerektirecek meşru ve mantıklı hiçbir sebep bulunmadığını belirterek numarayı paylaşan kişilerin TCK 136/1 kapsamında cezalandırılması gerektiğine hükmetmiştir.
💡 Pratik Hukuki İpucu: Günlük hayatta “Ahmet senin numaranı istedi, ben de verdim” veya WhatsApp üzerinden birinin iletişim kartvizitini izinsiz olarak bir başkasına göndermek, eğer numara sahibi şikayetçi olursa doğrudan hapis cezası yargılaması ile karşı karşıya kalmanıza neden olabilir. Numarayı vermeden önce mutlaka sahibinden onay almalısınız.
Hukuki Dayanak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi (21.12.2016 T., 2015/10737 E. – 2016/13557 K.)
Ceza yargılamasında, sanığın asıl niyetinin mağduru sadece yaralamak mı yoksa öldürmek mi olduğunu tespit etmek her zaman kolay değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, eylemin hukuki niteliğinin (yaralama mı yoksa cinayete teşebbüs mü olduğunun) belirlenmesi için mahkemelerin şu 9 temel kriteri bir bütün olarak değerlendirmesini şart koşmuştur:
1. Husumet ve Suç Nedeni: Fail ile mağdur arasında olay öncesine dayanan, öldürmeyi gerektirecek ciddiyette bir düşmanlık (husumet) veya geçerli bir suç nedeni var mıdır?
2. Aletin Cinsi ve Kullanılış Şekli: Suçta kullanılan alet (silah, bıçak, sopa vb.) mahiyeti ve kullanılış şekli itibarıyla öldürmeye elverişli midir?
3. İsabet Alınan Bölge ve Hedef Seçme: Failin mağdurda hedef aldığı bölge neresidir? Vuruşlar vücudun hayati bölgelerine (baş, boyun, göğüs, kalp hizası) mi, yoksa hayati tehlike yaratmayacak kısımlara (bacak, kol) mı yönelmiştir? Failin hedef seçme olanağı varken nereyi seçtiği çok kritiktir.
4. Darbe Adedi ve Şiddeti: Mağdura vurulan darbe tek mi, yoksa çok sayıda mıdır? Darbelerin şiddeti ve mağdurdaki yaraların yeri/niteliği nasıldır?
5. Eylemin Sona Erme Şekli (En Kritik Kriter): Fail, eylemine kendi isteğiyle mi (kendiliğinden) son vermiştir; yoksa araya giren bir engel (çevredekilerin müdahalesi, silahın tutukluk yapması, mağdurun kaçması, polisin gelmesi vb.) nedeniyle mi eylemi bırakmak zorunda kalmıştır?
6. Olay Sonrası Davranışlar: Fail eylemden sonra mağdura karşı nasıl davranmıştır? Örneğin; ağır yaralı mağduru hastaneye yetiştirmeye mi çalışmıştır, yoksa ölüme terk edip kaçmış mıdır?
💡 Pratik Hukuki İpucu: Örneğin; elinde silah olan ve mağduru rahatça hedef seçme imkânı bulunan bir kişi, mağdurun hayati bölgeleri yerine bilerek sadece bacaklarına bir el ateş etmişse ve etrafta hiçbir engel yokken eylemini kendiliğinden sonlandırıp mağduru hastaneye götürmüşse; bu eylem “öldürmeye teşebbüs” değil, “kasten yaralama” olarak değerlendirilir.
Hukuki Dayanak: Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları (2008/1-77 E., 2011/1-95 E., 2009/1-209 E., 2006/1-97 E., 2018/121 E. – 2021/388 K.)
Hisseli (paylı) mülkiyete tabi bir taşınmazda, paydaşlardan birinin kendi hissesini dışarıdan üçüncü bir kişiye satması halinde, diğer paydaşların bu hisseyi aynı bedelle öncelikle satın alma hakkına yasal önalım (şufa) hakkı denir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, bu davanın kazanılabilmesi veya reddedilmemesi için şu kritik kurallara dikkat edilmelidir:
Önalım Hakkının KULLANILAMAYACAĞI Durumlar:
- İçeriye (Paydaşa) Satış Yapılması: Hissedar, payını dışarıdan birine değil de zaten o taşınmazda hissedar olan başka bir paydaşa satarsa önalım hakkı kullanılamaz.
- Akrabaya Devir (Bağış ve Miras Amacı): Payın eşe, çocuğa veya yakın akrabaya devredilmesi tapuda “satış” olarak gösterilse bile; asıl amaç miras hukukundan doğan bir devir veya bağışlama ise önalım hakkı doğmaz.
- Gerçek Bir Satış Olmayan Devirler: Önalım hakkı sadece nakit karşılığı yapılan gerçek satışlarda geçerlidir. Kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamındaki devirlerde, trampa (takas) işlemlerinde veya borcun teminatı (ipotek) amacıyla yapılan devirlerde önalım hakkı kullanılamaz.
Dava Şartları ve Davacının Dikkat Etmesi Gerekenler:
- Payı Koruma Zorunluluğu: Davacı paydaş, önalım davasını açtıktan sonra kendi hissesini mahkeme kararı kesinleşinceye kadar elinde tutmak zorundadır. Dava sürerken kendi payını başkasına satarsa, aktif dava ehliyeti ortadan kalkar ve davası reddedilir.
- Elbirliği (İştirak Halinde) Mülkiyet Kuralı: Eğer davacının dayandığı tapu hissesi (örneğin miras kalan bir yer) elbirliği mülkiyetine tabi ise, davacının tek başına dava açması yetmez; diğer tüm ortakların muvafakatini (onayını) alması veya davaya temsilci atanması gerekir.
- Satış Vaadi Sözleşmesinin Etkisi: Davacının kendi payı üzerinde daha önceden üçüncü bir kişiyle “Satış Vaadi Sözleşmesi” yapmış olması, onu kötü niyetli yapmaz. Bu durum, davacının önalım hakkını kullanmasına yasal bir engel teşkil etmez.
Usul ve İspat Kuralı:
Öğrenme Tarihi ve Yemin: Önalım davalarında satışın öğrenildiği tarih hak düşürücü sürelerin (3 ay ve 2 yıl) hesabı için çok önemlidir. Yargıtay’a göre, davalının “Satışı çok önceden biliyordun” iddiası üzerine davacıya satışı ne zaman öğrendiğine dair yemin teklif edilemez.
Hukuki Dayanak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi Kararları (2020/7188 K., 2016/3784 K., 2020/573 K., 2020/1716 K.)
İşçi ve işveren arasında imzalanan bir arabuluculuk anlaşma belgesi hukuken geçerliliğini koruduğu sürece; mahkeme, işçilik alacağı veya işe iade hakkında esasa girip bir karar veremez. İşçinin haklarına kavuşabilmesi için öncelikle bu belgenin iptal edilmesi şarttır.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin çok güncel bir içtihadına göre (04.07.2024 tarihli karar), anlaşma belgesinin iptali talebinin nasıl ileri sürüleceğine dair kesin usul kuralları şu şekildedir:
1. İptal ve İşe İade Taleplerinin AYNI DAVADA (Birlikte) Açılması:
- İşçi, anlaşma belgesinin iptalini ve işe iade (veya alacak) talebini aynı dava dilekçesiyle açabilir.
- Bu durumda mahkeme, anlaşma belgesinin iptali konusunu bir ön sorun olarak inceler.
- Eğer davacı dilekçesinde iptalden bahsetmemiş, ancak davalı (işveren) cevap dilekçesinde “Elimizde anlaşma belgesi var” derse, mahkeme bunu yine ön sorun olarak ele alır. İşçiye iptal davası açması için ayrıca bir süre vermesine gerek yoktur.
2. İptal ve İşe İade Taleplerinin AYRI DAVALAR Şeklinde Açılması (Kritik Kural):
- İşçi, iptal davasını ayrı, işe iade davasını ayrı mahkemelerde açmışsa, bu iki dava kesinlikle birleştirilemez. Çünkü her iki davanın tabi olduğu kanun yolları (istinaf/temyiz sınırları ve usulleri) birbirinden farklıdır.
- Bekletici Mesele Kuralı: Mahkeme, işe iade davasında karar verebilmek için anlaşma belgesinin iptali davasının sonucunu bekletici mesele yapmak zorundadır.
- Tefrik (Ayırma) Zorunluluğu: Eğer mahkeme yanlışlıkla bu iki davayı birleştirmişse, davanın hangi aşamasında olursa olsun (HMK m. 167 gereği) davaların tekrar ayrılmasına (tefrik edilmesine) ve iptal davasının bekletici mesele yapılmasına karar verilmelidir.
Hukuki Dayanak: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (04.07.2024 T., 2024/8763 E. – 2024/10645 K.) kararı.
Vergi uyuşmazlıklarının çözümünde dava dilekçesinin kanuna tam uygun hazırlanması hayati önem taşır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) kapsamında, bir vergi dava dilekçesinde mutlaka bulunması gereken unsurlar şunlardır:
- Görevli ve Yetkili Mahkeme Bilgisi: Davanın açılacağı yetkili vergi mahkemesinin tam adı (Örn: İstanbul 1. Vergi Mahkemesi Başkanlığı’na).
- Davacı Bilgileri: Davacının adı, soyadı (veya şirket unvanı), tam tebligat adresi, T.C. Kimlik Numarası ve Vergi Kimlik Numarası (VKN). (Avukat varsa vekilin adı ve adresi).
- Davalı Kurum Bilgisi: İşlemi tesis eden davalı vergi dairesinin veya gümrük müdürlüğünün doğru unvanı ve adresi.
- Uyuşmazlık Konusu (İşlemin Türü ve Tebliğ Tarihi): İptali istenen idari işlemin ne olduğu (Örn: Vergi Ceza İhbarnamesi) ve bu işlemin davacıya tebliğ edildiği gün, ay ve yıl. (Bu bilgi dava açma süresinin tespiti için zorunludur.)
Vergi/Ceza Detayları ve Miktar: Davaya konu olan verginin veya cezanın;
- Türü (KDV, Kurumlar, ÖTV vb.),
- Dönemi (Yılı ve ayı),
- Tebliğ edilen ihbarnamenin tarih ve numarası,
- Uyuşmazlık konusu net miktar (rakamsal olarak).
- Olay, Hukuki Dayanak ve Deliller: Vergi dairesinin işleminin neden hukuka aykırı olduğunun açıklaması, dayanılan yasal mevzuat ve sunulan deliller.
Pratik Hukuki İpucu: İYUK Madde 15 uyarınca; yukarıdaki unsurlardan herhangi birinin eksik, hatalı veya anlaşılmaz olması halinde mahkeme doğrudan Dilekçe Ret Kararı verir ve dilekçenin düzeltilmesi için 30 günlük ek süre tanır. Bu sürede de hata düzeltilmezse dava usulden reddedilir.
Hayır, bir senedin üzerine veya arkasına yalnızca TEMİNATTIR ibaresinin yazılması, o evrakı hukuken otomatik olarak bir teminat senedi haline getirmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarına (Örn: 2017/743 E., 2020/129 K.) göre bir senedin teminat senedi olarak kabul edilebilmesi için şu hususlara dikkat edilmelidir:
-
Neyin Teminatı Olduğu Açıklanmalıdır: Senet üzerinde sadece “teminattır” yazması yeterli değildir. Bu senedin hangi hukuki ilişkinin (örneğin; “X tarihli araç satış sözleşmesinin”, “kira kontratının” veya “işçi-işveren ilişkisinin”) teminatı olduğunun açıkça belirtilmesi gerekir.
-
Ek Sözleşme veya Delil Şartı: Senedin üzerinde detaylı bir açıklama yoksa, senedin teminat amacıyla verildiği mutlaka taraflar arasındaki ayrı bir yazılı sözleşme (protokol) ile ispatlanabilmelidir.
-
İcra Takibi Tehlikesi: Eğer senette sadece “Teminattır” yazıyor ancak neyin teminatı olduğu açıklanmıyor ve ortada bunu ispatlayacak ek bir yazılı sözleşme bulunmuyorsa; mahkemeler bu belgeyi standart bir ödeme senedi (adi bono) olarak kabul eder. Bu durumda karşı taraf, senedi doğrudan icraya koyarak hakkınızda yasal takip başlatabilir.
💡 Pratik Hukuki İpucu: Teminat amacıyla senet düzenliyorsanız, senedin arka yüzüne mutlaka “Bu senet taraflar arasındaki … tarihli sözleşmenin teminatı olarak verilmiştir, ciro edilemez.” şeklinde açık ve net bir şerh düşülmeli veya bu durum senede atıf yapan bir sözleşmeyle imza altına alınmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre mobbing; işyerinde bir veya birden fazla kişi tarafından, belirli bir çalışana yönelik olarak sistematik şekilde yürütülen, düşmanca, ahlak dışı ve çalışanı işten soğutarak istifaya zorlamayı amaçlayan psikolojik terördür.
Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre mahkemelerce Mobbing olarak kabul edilen başlıca 10 eylem şunlardır:
- Dışlama ve İzolasyon: İşçinin toplantılara kasten çağrılmaması, kendisine selam verilmemesi, departmanda yokmuş gibi davranılarak sosyal olarak izole edilmesi.
- Sürekli Aşağılama ve Hakaret: İşçiye diğer çalışanların veya müşterilerin yanında “Sen ne işe yararsın?”, “Bunu da mı yapamıyorsun?” gibi onur kırıcı sözler söylenmesi.
- Pasifize Etme veya Aşırı İş Yükleme: İşçiye kapasitesinin ve görevinin çok üstünde nefes aldırmayacak kadar iş yüklemek veya tam tersi, hiçbir iş vermeyerek gün boyu masada boş oturtmak.
- Haksız ve Sürekli Eleştiri: Yapılan işin kasıtlı olarak hiçbir zaman beğenilmemesi, en ufak ve olağan hataların bile büyütülerek sürekli tutanak konusu yapılması.
- İstifaya Zorlama ve Tehdit: Yöneticiler tarafından sık sık “İşine gelmiyorsa kapı orada”, “Kendi rızanla istifa et yoksa tazminatsız atarız” şeklinde gözdağı verilmesi.
- Keyfi Disiplin Cezaları ve Sürgün: Haklı bir neden olmaksızın sürekli savunma istenmesi veya uzmanlığı/görevi dışındaki uzak şubelere, alakasız pozisyonlara sürgün edilmesi.
- Eşitlik İlkesine Aykırılık (Terfi/Maaş): İşyerindeki emsal işçilere göre kasten düşük maaş verilmesi ve hak edilen terfilerin haksız yere engellenmesi.
- Özel Hayata Müdahale: İşçinin özel hayatı hakkında asılsız dedikodular çıkarılması veya şahsi bilgilerinin işyerinde ifşa edilmesi.
- Sözlü veya Fiziksel Şiddet Eğilimi: İşçiye sürekli yüksek sesle bağırılması, agresif el/kol hareketleri yapılması veya taciz boyutuna varan müdahalelerde bulunulması.
- Sürekli Psikolojik Baskı: Çalışanın üzerinde sürekli bir izlenme ve baskı stresi yaratılarak, işyerinin dayanılmaz bir ortama dönüştürülmesi.
💡 Pratik Hukuki İpucu: Bu davranışlara maruz kalan işçi, İş Kanunu madde 24/II uyarınca iş sözleşmesini “haklı nedenle derhal” feshederek kıdem tazminatını alabilir. Ayrıca, uğradığı psikolojik tahribat nedeniyle işverene karşı “Manevi Tazminat” davası açma hakkına sahiptir. Ancak unutulmamalıdır ki mobbingin varlığı e-mailler, WhatsApp yazışmaları, psikiyatri raporları veya şahitlerle ispatlanmalıdır.
Kural olarak, bir kişi davada veya icra takibinde avukat (vekil) ile temsil ediliyorsa tüm tebligatların avukata yapılması esastır. Ancak hukukun doğası gereği bizzat kişinin kendisini ilgilendiren ve şahsa sıkı sıkıya bağlı olan bazı istisnai durumlarda kanun, tebligatın avukata değil doğrudan asile (müvekkile) yapılmasını emreder. Bu zorunlu haller şunlardır:
-
Şahsa Sıkı Sıkıya Bağlı İşlemler (Yemin ve İsticvap): Mahkemede bizzat kişinin yerine getirmesi gereken yemin teklifi veya isticvap (hakim önünde şahsen sorgulanma/beyan verme) gibi işlemlerde tebligat vekile değil, doğrudan asile yapılır.
-
İcra-İflas (Tazyik/Disiplin) Suçları: İcra iflas suçları (örneğin taahhüdü ihlal veya nafaka borcunu ödememe) nedeniyle borçlunun cezalandırılabilmesi için, cezanın dayanağı olan İcra Emri’nin borçlu avukatına değil, bizzat borçlunun kendisine tebliğ edilmiş olması şarttır.
-
İmza İtirazı ve Sanığın Hazır Bulunması (İİK 68/a): İcra takiplerinde imza inkârı gibi durumlarda, borçlunun bizzat hazır bulunmasını gerektiren ihtaratların (örneğin imza örneği alınması için duruşmaya çağrının) asile tebliğ edilmesi gerekir.
-
Yoklukta Verilen Ceza Hükümleri: Ceza davalarında; sanığın ve avukatının (müdafi) yokluğunda verilen hükümler, kamu davasının asıl tarafı olan sanığa da ayrıca tebliğ edilmek zorundadır.
-
Avukatın İstifası: Vekilin (avukatın) dosyadan istifa ettiğine dair dilekçe, taraflar arasındaki temsil ilişkisini sonlandırdığı için bizzat asile tebliğ edilmelidir.
-
İşe İade Sonrası İşe Davet Yazısı: İş davalarında; mahkemece verilen işe iade kararının kesinleşmesi sonrasında, işveren tarafından gönderilecek olan “işe başlama/davet” ihtarnamesi işçinin avukatına değil, bizzat işçiye tebliğ edilmek zorundadır.
-
İtirazın İptali Davası: İcra takibine borçlu avukatı aracılığıyla itiraz edilmiş olsa dahi, takibin devamı için alacaklı tarafından açılacak “İtirazın İptali” davasının dava dilekçesi kural olarak asile tebliğ edilmelidir.
Destekten yoksun kalma tazminatı davalarında (özellikle ölümlü trafik ve iş kazalarında), hükmedilecek tutarlar milyonlarca lirayı bulabildiği için dosyanın en can alıcı noktası Aktüerya (Bilirkişi Hesap) Raporu’dur.
Bilirkişi raporları son derece teknik ve karmaşık görünse de, avukatların ve tarafların Yargıtay kriterleri ışığında raporda şu temel unsurları mutlaka denetlemesi gerekir:
- Bakiye Ömür (Yaşam Süresi) Tablosu Hatası: Ölenin ve kalanların muhtemel yaşam süreleri hesaplanırken; olay tarihi 2010 yılından önce ise PMF-1931, olay tarihi 2010 yılı ve sonrası ise TRH-2010 tablosu kullanılmalıdır. Yanlış tablo kullanımı tazminatı kökten değiştirir.
- Cinsiyet Ayrımının Gözden Kaçması: Yeni TRH-2010 tablosunda kadınların ve erkeklerin bakiye ömür (yaşam beklentisi) süreleri birbirinden farklıdır. Raporda ölenin veya destek görecek kişinin cinsiyetine göre doğru yılın seçilip seçilmediği kontrol edilmelidir.
Faiz ve Hesaplama Formülü Hatası (Çok Kritik): Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Karayolları Trafik Kanunu m. 90’a ilişkin iptal kararı sonrasında; hesaplamalarda %1,8 teknik faiz UYGULANMAMALI ve gelecekteki (işleyecek) dönem için mutlaka Progresif Rant Formülü kullanılmalıdır. Hâlâ %1,8 teknik faiz uygulayan raporlara derhal itiraz edilmelidir.
Aktif Çalışma Süresi (60 Yaş Sınırı): Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre kişilerin aktif çalışma süresi genel olarak 60 yaş kabul edilmektedir. Raporun bu yaş sınırına göre hesap yapıp yapmadığı incelenmelidir.
Bilinen ve Bilinmeyen Dönem Ayrımı: Tazminat hesabında, olay (ölüm) tarihi ile raporun düzenlendiği tarih arasındaki süre “Bilinen Dönem” olarak adlandırılır ve bu dönemdeki asgari ücret/gelir artışları net olarak hesaba katılmalıdır. Bu ayrımın doğru yapılıp yapılmadığına bakılmalıdır.
Destek Paylarının (Oranlarının) Dağıtımı: Vefat edenin gelirinin eşine, çocuklarına veya anne-babasına hangi oranlarda paylaştırıldığı, Yargıtay’ın da kabul ettiği AYİM (Askeri Yüksek İdare Mahkemesi) Paylaşım Tablosu’na uygun olmalıdır.
Peşin Sermaye İndirimi: Gelecekteki alacağın bugün peşin olarak ödenmesi nedeniyle uygulamada genellikle yapılan %10’luk indirimin (ve varsa SGK tarafından bağlanan peşin sermaye değerli gelirlerin rücu indiriminin) usulüne uygun yapılıp yapılmadığı teyit edilmelidir.
💡 Pratik Hukuki İpucu: Aktüerya raporu dosyaya geldiğinde “Zaten uzman hesaplamış, itiraza gerek yok” diyerek doğrudan kabul etmek çok büyük hak kayıplarına yol açar. Yukarıdaki kriterlerden sadece birinde yapılan hata, tazminat miktarını yüz binlerce lira eksik veya fazla çıkarabilir. Rapor tebliğ edildiğinde HMK kapsamında 2 haftalık kesin süre içinde teknik itirazların mahkemeye sunulması şarttır.
Bizi Ziyaret Edin





















