İletişim
İletişim
Çalışma Saatlerimiz
Pazartesi – Cuma : 09:00 – 18:00
Sık Sorulan Sorular ?
Alanında tecrübeli bir avukat, dava sürecini derinden etkileyebilecek ince hukuki detayları önceden fark edip strateji geliştirebilir. Bu mesleki deneyim, yargılama sürecinin sadece daha hızlı sonuçlanmasını değil aynı zamanda işlemlerin tamamen hatasız ilerlemesini sağlar.
Kural olarak, bir kişi davada veya icra takibinde avukat (vekil) ile temsil ediliyorsa tüm tebligatların avukata yapılması esastır. Ancak hukukun doğası gereği bizzat kişinin kendisini ilgilendiren ve şahsa sıkı sıkıya bağlı olan bazı istisnai durumlarda kanun, tebligatın avukata değil doğrudan asile (müvekkile) yapılmasını emreder. Bu zorunlu haller şunlardır:
-
Şahsa Sıkı Sıkıya Bağlı İşlemler (Yemin ve İsticvap): Mahkemede bizzat kişinin yerine getirmesi gereken yemin teklifi veya isticvap (hakim önünde şahsen sorgulanma/beyan verme) gibi işlemlerde tebligat vekile değil, doğrudan asile yapılır.
-
İcra-İflas (Tazyik/Disiplin) Suçları: İcra iflas suçları (örneğin taahhüdü ihlal veya nafaka borcunu ödememe) nedeniyle borçlunun cezalandırılabilmesi için, cezanın dayanağı olan İcra Emri’nin borçlu avukatına değil, bizzat borçlunun kendisine tebliğ edilmiş olması şarttır.
-
İmza İtirazı ve Sanığın Hazır Bulunması (İİK 68/a): İcra takiplerinde imza inkârı gibi durumlarda, borçlunun bizzat hazır bulunmasını gerektiren ihtaratların (örneğin imza örneği alınması için duruşmaya çağrının) asile tebliğ edilmesi gerekir.
-
Yoklukta Verilen Ceza Hükümleri: Ceza davalarında; sanığın ve avukatının (müdafi) yokluğunda verilen hükümler, kamu davasının asıl tarafı olan sanığa da ayrıca tebliğ edilmek zorundadır.
-
Avukatın İstifası: Vekilin (avukatın) dosyadan istifa ettiğine dair dilekçe, taraflar arasındaki temsil ilişkisini sonlandırdığı için bizzat asile tebliğ edilmelidir.
-
İşe İade Sonrası İşe Davet Yazısı: İş davalarında; mahkemece verilen işe iade kararının kesinleşmesi sonrasında, işveren tarafından gönderilecek olan “işe başlama/davet” ihtarnamesi işçinin avukatına değil, bizzat işçiye tebliğ edilmek zorundadır.
-
İtirazın İptali Davası: İcra takibine borçlu avukatı aracılığıyla itiraz edilmiş olsa dahi, takibin devamı için alacaklı tarafından açılacak “İtirazın İptali” davasının dava dilekçesi kural olarak asile tebliğ edilmelidir.
İşçi ve işveren arasında imzalanan bir arabuluculuk anlaşma belgesi hukuken geçerliliğini koruduğu sürece; mahkeme, işçilik alacağı veya işe iade hakkında esasa girip bir karar veremez. İşçinin haklarına kavuşabilmesi için öncelikle bu belgenin iptal edilmesi şarttır.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin çok güncel bir içtihadına göre (04.07.2024 tarihli karar), anlaşma belgesinin iptali talebinin nasıl ileri sürüleceğine dair kesin usul kuralları şu şekildedir:
1. İptal ve İşe İade Taleplerinin AYNI DAVADA (Birlikte) Açılması:
- İşçi, anlaşma belgesinin iptalini ve işe iade (veya alacak) talebini aynı dava dilekçesiyle açabilir.
- Bu durumda mahkeme, anlaşma belgesinin iptali konusunu bir ön sorun olarak inceler.
- Eğer davacı dilekçesinde iptalden bahsetmemiş, ancak davalı (işveren) cevap dilekçesinde “Elimizde anlaşma belgesi var” derse, mahkeme bunu yine ön sorun olarak ele alır. İşçiye iptal davası açması için ayrıca bir süre vermesine gerek yoktur.
2. İptal ve İşe İade Taleplerinin AYRI DAVALAR Şeklinde Açılması (Kritik Kural):
- İşçi, iptal davasını ayrı, işe iade davasını ayrı mahkemelerde açmışsa, bu iki dava kesinlikle birleştirilemez. Çünkü her iki davanın tabi olduğu kanun yolları (istinaf/temyiz sınırları ve usulleri) birbirinden farklıdır.
- Bekletici Mesele Kuralı: Mahkeme, işe iade davasında karar verebilmek için anlaşma belgesinin iptali davasının sonucunu bekletici mesele yapmak zorundadır.
- Tefrik (Ayırma) Zorunluluğu: Eğer mahkeme yanlışlıkla bu iki davayı birleştirmişse, davanın hangi aşamasında olursa olsun (HMK m. 167 gereği) davaların tekrar ayrılmasına (tefrik edilmesine) ve iptal davasının bekletici mesele yapılmasına karar verilmelidir.
Hukuki Dayanak: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (04.07.2024 T., 2024/8763 E. – 2024/10645 K.) kararı.
Evet, kesin bir süre sınırı vardır. Mahkemeden kiralayan (ev sahibi/işyeri sahibi) lehine çıkan bir tahliye kararının süresiz bir geçerliliği yoktur.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, alınan bir tahliye kararının icraya konulması (infazının istenmesi) için kabul edilen yasal sınır “makul süre olan 1 YILDIR.”
Tahliye kararının bekletilmesi durumunda hukuki sonuçlar şu şekilde gelişir:
- Zımnen (Örtülü) Yenileme Tehlikesi: Kiralayan, tahliye kararını alır ancak 1 yıllık makul süre içinde icra dairesi aracılığıyla işleme koymazsa, hukuken “kira sözleşmesini kendi rızasıyla yenilemiş” kabul edilir.
- Tahliye Hakkının Kaybı: Sözleşme zımnen yenilendiği için, kiralayanın elindeki o eski tahliye kararı tamamen geçerliliğini yitirir ve kiracıyı o karara dayanarak evden veya işyerinden çıkaramaz.
- Yargıtay’ın Amacı: Yargıtay bu kuralı; kiracının yıllarca “Ev sahibi kararı ne zaman icraya koyacak, ne zaman atılacağım?” stresi ve sınırsız bir tahliye tehdidi altında yaşamasını engellemek amacıyla koymuştur.
Örnek Yargıtay Kararı Olayı:
Yargıtay’ın güncel bir kararında (12.12.2024); kiralayan 17.12.2020 tarihinde tahliye kararını almış ancak bu kararı icraya koymak için 11.05.2022’ye kadar (yaklaşık 1,5 yıl) beklemiştir. Yargıtay, hakkın makul olan 1 yıllık sürede kullanılmadığını ve bu sessizliğin kira akdinin yenilenmesine sebebiyet verdiğini belirterek kiralayanın geç kalmış tahliye talebini reddetmiştir.
💡 Pratik Hukuki İpucu: Tahliye davasını (veya icra hukuk mahkemesindeki tahliye talebini) kazandığınızda, “Kiracıyla aram iyi, kararı çekmecede bekleteyim, yarın sorun çıkarsa hemen icraya veririm” düşüncesi çok büyük bir hatadır. Kararı aldıktan sonra vakit kaybetmeden İcra Müdürlüğü kanalıyla tahliye emrini göndermeli ve süreci başlatmalısınız.
Hukuki Dayanak: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi (12.12.2024 Tarih, 2024/5376 E. – 2024/10498 K.)
Aile mahkemesi velayet konusunda karar verirken eşlerin kusur durumundan ziyade öncelikli olarak çocuğun üstün yararını ve menfaatlerini dikkate alır. Çocuğun yaşı, eğitim ve bakım ihtiyaçları, psikolojik gelişimi ile tarafların çocuğa sunabileceği maddi ve manevi yaşam koşulları kapsamlı şekilde değerlendirilerek velayet hakkı en uygun ebeveyne bırakılır.
Medeni kanunumuz kapsamında zina sebebine dayanarak boşanma davası açma hakkı, eşin aldatma eylemini öğrendiği tarihten itibaren altı ay ve her halükarda eylemin gerçekleşmesinin üzerinden beş yıl geçmesiyle yasal olarak düşer. Yasal sürelerin kaçırılması durumunda boşanma süreci, evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel gerekçesi üzerinden yeniden kurgulanarak yürütülebilir.

