Sıkça Sorulan Sorular – SSS
Eşler evlenmeden önce veya evlilikleri sırasında kendi aralarında özel bir mal rejimi sözleşmesi yapmamışlarsa, kanun gereği edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır. Bu kural uyarınca evlilik birliği devam ederken tarafların çalışarak elde ettiği tüm mallar boşanma sonrasında yarı yarıya eşit olarak paylaşılır. Ancak taraflardan birine miras yoluyla kalan, karşılıksız kazanılan veya evlenmeden önce sahip olunan kişisel mallar bu paylaşıma dahil edilmez.
Medeni kanunumuz kapsamında zina sebebine dayanarak boşanma davası açma hakkı, eşin aldatma eylemini öğrendiği tarihten itibaren altı ay ve her halükarda eylemin gerçekleşmesinin üzerinden beş yıl geçmesiyle yasal olarak düşer. Yasal sürelerin kaçırılması durumunda boşanma süreci, evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel gerekçesi üzerinden yeniden kurgulanarak yürütülebilir.
Aile mahkemesi velayet konusunda karar verirken eşlerin kusur durumundan ziyade öncelikli olarak çocuğun üstün yararını ve menfaatlerini dikkate alır. Çocuğun yaşı, eğitim ve bakım ihtiyaçları, psikolojik gelişimi ile tarafların çocuğa sunabileceği maddi ve manevi yaşam koşulları kapsamlı şekilde değerlendirilerek velayet hakkı en uygun ebeveyne bırakılır.
Anlaşmalı boşanma davaları gerekli hukuki hazırlıklar ve protokol eksiksiz düzenlendiğinde genellikle ilk duruşmada, ortalama bir ay gibi kısa bir sürede karara bağlanabilmektedir. Çekişmeli boşanma davaları ise mahkemenin iş yükü, delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi ve iddiaların kapsamına bağlı olarak bir ile üç yıl arasında bir zamana yayılabilmektedir.
Alanında tecrübeli bir avukat, dava sürecini derinden etkileyebilecek ince hukuki detayları önceden fark edip strateji geliştirebilir. Bu mesleki deneyim, yargılama sürecinin sadece daha hızlı sonuçlanmasını değil aynı zamanda işlemlerin tamamen hatasız ilerlemesini sağlar.
Süreci yürütecek avukatı seçerken avukatın aile hukuku alanındaki mesleki tecrübesine, geçmiş dava deneyimlerine ve müvekkilleriyle olan iletişim gücüne dikkat edilmelidir. Önceden yürütülen süreçleri ve referansları incelemek de faydalı bir yöntemdir. Bu aşamada güvenilir hukuki danışmanlık almak için Ahmet Mete Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
Boşanma davası sürecini başlatmadan önce ileri sürülen boşanma sebebinin kanunda yer alan gerekçelerden biriyle tam uyumlu olmasına ve bu iddiaları destekleyecek delillerin toplanmış olmasına özen gösterilmelidir. Buna ek olarak mal paylaşımı, velayet ve nafaka gibi boşanmanın ek sonuçlarının doğru bir şekilde analiz edilip planlanması gerekmektedir.
Kira sözleşmenizin yenilendiği aydan bir önceki ayın enflasyon verisi baz alınır. Örneğin; kira sözleşmeniz her yıl 15 Ekim’de yenileniyorsa, TÜİK’in 3 Ekim civarında açıkladığı Eylül ayı TÜFE 12 aylık ortalaması sizin yasal zam sınırınızdır.
Sözleşme serbestisi gereği, taraflar yasal sınırın (TÜFE’nin) altında bir oranda anlaşabilirler. Eğer ev sahibi sözleşmede TÜFE’den daha düşük bir zam oranı taahhüt etmişse, yasal sınır değil, o düşük oran geçerli olur.
Hayır. Kiracı 5 yılını doldurmadığı sürece ev sahibi, yasal sınır olan TÜFE 12 aylık ortalamasının üzerinde bir zam yapamaz. Kiracı sadece yasal oranda zam yaparak kirasını banka yoluyla ödemeye devam ederse, ev sahibi eksik ödeme veya tahliye davası açamaz.
Türk ceza yargılaması sisteminde genel kural olarak kişilerin mahkemelerde kendilerini bizzat savunma hakkı vardır; yani her dosyada avukat tutma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak ceza davaları hürriyeti bağlayıcı (hapis) cezalarla sonuçlanabildiği için adil yargılanma hakkını korumak adına Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), bazı durumlarda avukat (müdafi/vekil) atanmasını kesinlikle zorunlu kılmıştır.
Kanuna göre avukat bulunması zorunlu olan haller, kişinin dosyada sanık veya mağdur olmasına göre ikiye ayrılır:
1. Şüpheli ve Sanıklar Açısından Zorunlu Avukat (Müdafi) Halleri: Kişi hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülürken özel bir avukatı yoksa, aşağıdaki durumlarda Baro tarafından zorunlu olarak bir avukat görevlendirilir:
-
Kişi çocuksa (18 yaşını doldurmamışsa),
-
Kendisini savunamayacak derecede malul (engelli) veya sağır ve dilsizse,
-
Yargılandığı suçun kanundaki ceza alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiriyorsa.
(Not: Bu şartları taşımayan ancak maddi durumu elverişsiz olan vatandaşlar da talep etmeleri halinde Baro’dan ücretsiz avukat atanmasını isteyebilirler.)
2. Mağdur ve Şikâyetçiler Açısından Zorunlu/Talebe Bağlı Haller: Suçun mağduru olan kişilerin haklarını korumak için de özel düzenlemeler mevcuttur. Mağdur eğer 18 yaşından küçükse, sağır/dilsizse veya meramını anlatamayacak derecede malulse, talebi aranmaksızın zorunlu avukat (vekil) atanır.
Bunun dışında, aşağıdaki suçların mağduru olan kadınlar ve bireyler, talep etmeleri halinde Baro’dan ücretsiz avukat isteyebilirler:
-
Cinsel saldırı veya çocukların cinsel istismarı suçları,
-
Kadına karşı işlenen kasten yaralama, işkence veya eziyet suçları,
-
Israrlı takip suçları,
-
Cezası 5 yıldan fazla hapis gerektiren diğer ağır suçlar.
Önemli Bilgi: Dosyanıza devlet (Baro) tarafından bir CMK avukatı atanmış olsa dahi, sürecin ilerleyen aşamalarında hukuki savunmanızı kendi seçeceğiniz uzman bir özel avukat (müdafi) ile yürütmeye karar verirseniz; avukatınıza vekaletname çıkardığınız anda Baro tarafından atanan avukatın görevi kendiliğinden sona erer.
Türk hukuk sisteminde, kişilerin kendilerini mahkemelerde bizzat savunma hakkı vardır; yani kanunen avukat tutma zorunluluğu bulunmamaktadır. Teorik olarak kendi boşanma davanızı kendiniz açabilirsiniz. Ancak boşanma süreci; kendine has katı kuralları olan, uzun soluklu ve son derece teknik bir hukuki prosedürdür. Bu nedenle sürecin uzman bir avukatla yürütülmesi hayati öneme sahiptir.
Boşanma davalarında bir avukatla çalışmanın kritik nedenleri şunlardır:
-
Usul ve Sürelerin Hassasiyeti: Hukuk davaları katı usul kurallarına tabidir. Cevap dilekçesi sunma sürelerinin kaçırılması, iddiaların zamanında genişletilmemesi veya delillerin usulüne uygun sunulmaması; haklı olduğunuz bir davayı usulden (şekil şartlarından) kaybetmenize yol açabilir.
-
Hak Kayıplarının Önlenmesi: Boşanma sadece evlilik imzasının iptali değildir. Aynı dava içerisinde velayet, iştirak/yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminat gibi hayatınızı doğrudan etkileyecek konular karara bağlanır. Yanlış veya eksik ifade edilen talepler, telafisi imkânsız maddi/manevi kayıplar yaratır.
-
Bağlantılı Davaların Yönetimi: Boşanma davaları genellikle “Mal Rejiminin Tasfiyesi (Mal Paylaşımı)” gibi son derece karmaşık, ayrı bir uzmanlık ve teknik hesaplama gerektiren ek davaları da beraberinde getirir. Sürecin en başından stratejik bir bütünlük içinde yönetilmesi şarttır.
-
Psikolojik Yıpranmanın Önüne Geçilmesi: Boşanma, taraflar için duygusal olarak zorlayıcı bir süreçtir. Uzman bir boşanma avukatı, olaylara duygusal değil tamamen hukuki ve analitik yaklaşarak, süreç boyunca hata yapmanızı engeller ve yükünüzü hafifletir.
Özetle; ileride telafisi zor mağduriyetler yaşamamak adına, iddiaların hukuka uygun şekilde sunulması ve savunulması için aile hukuku alanında uzman ve deneyimli avukat kadromuzdan hukuki destek almanız tavsiye edilmektedir.
Boşanma dava dilekçesi, yargılama sürecinin temelini oluşturan ve davanın seyrini (kazanılıp kaybedilmesini) doğrudan belirleyen en önemli hukuki belgedir. Bu dilekçe, basit bir boşanmak istiyorum beyanından ibaret olmamalı; usul hukukuna uygun, kapsamlı ve stratejik bir şekilde hazırlanmalıdır.
Başarılı bir boşanma dilekçesinde şu unsurların eksiksiz yer alması zorunludur:
-
Hukuki Gerekçeler ve Olayların İzahı: Sadece boşanma isteği değil, evlilik birliğini temelinden sarsan veya kanunda sayılan özel boşanma sebeplerine (zina, şiddet, terk vb.) zemin hazırlayan olaylar net ve anlaşılır bir dille ifade edilmelidir.
-
Kusur Tespiti ve Neden-Sonuç İlişkisi: Yaşanan olaylarda karşı tarafın (davalının) kusurlu eylemleri açıkça ortaya konmalı ve bu eylemlerin boşanma sebebiyle olan illiyet (neden-sonuç) bağı hukuki bir dille mahkemeye sunulmalıdır.
-
Taleplerin Netleştirilmesi: Mahkemeden talep edilen her şey dilekçede açıkça yer almalıdır. Varsa çocukların velayeti, iştirak ve yoksulluk nafakası miktarları ile davalının kusuruna dayalı maddi ve manevi tazminat talepleri tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilmelidir.
-
Delillerin İlişkilendirilmesi: Dilekçede iddia edilen her bir kusurlu hareketin hangi delillerle (tanık, mesaj kayıtları, darp raporu, banka kayıtları vb.) ispatlanacağı mutlaka gösterilmelidir.
Önemli Not: İleride telafisi imkânsız hak kayıpları yaşamamak (örneğin talep edilmediği için tazminat veya nafaka hakkının kaybedilmesi) adına, çekişmeli boşanma dilekçelerinin mutlaka alanında uzman bir avukat aracılığıyla hazırlanması hayati önem taşır.
Anlaşmalı boşanma, eşlerin boşanmanın tüm hukuki, mali ve şahsi sonuçları üzerinde uzlaşarak evlilik birliğini hızlı bir şekilde sonlandırdıkları dava türüdür. Türk Medeni Kanunu’na göre mahkemenin anlaşmalı boşanma kararı verebilmesi için aşağıdaki üç şartın birlikte var olması zorunludur:
-
1 Yıllık Süre Şartı: Dava tarihi itibarıyla resmi evlilik bağının en az 1 (bir) yıl sürmüş olması gerekmektedir.
-
Ortak İrade (Karşılıklı Kabul): Eşlerin mahkemeye birlikte başvurması veya eşlerden birinin açtığı anlaşmalı boşanma davasını diğer eşin (veya vekilinin) duruşmada açıkça kabul etmesi şarttır.
-
Eksiksiz Protokol ve Hakim Onayı: Tarafların imzaladığı “Anlaşmalı Boşanma Protokolü”nün hakim tarafından uygun bulunması zorunludur. Bu protokolde; çocukların durumu (velayet ve iştirak nafakası), boşanmanın mali sonuçları (yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat) ve mal paylaşımı konularında kesin bir uzlaşma sağlanmış olmalıdır.
Önemli Not: Hazırlanan protokol tereddüde mahal vermeyecek açıklıkta olmalıdır. İleride dava açmak amacıyla “tazminat hakkımı saklı tutuyorum” şeklinde şarta bağlı veya yeni bir çekişme yaratacak hükümler içeren bir protokol ile anlaşmalı boşanma kararı verilemez.
Kiralanan taşınmazın tahliyesi, ancak Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) açıkça sayılan geçerli hukuki sebeplere ve katı usul kurallarına dayanılarak açılacak bir dava ile mümkündür. Tahliye davası açılabilmesi için sürecin şu şartlar etrafında yürütülmesi gerekir:
-
Geçerli Bir Sebebin Varlığı: Tahliye talep edilebilmesi için; kira bedelinin ödenmemesi (temerrüt veya iki haklı ihtar), geçerli bir yazılı tahliye taahhütnamesi, mal sahibinin veya yakınlarının konut/işyeri ihtiyacı, esaslı onarım/inşaat durumu veya 10 yıllık uzama süresinin dolması gibi kanunda sayılan sebeplerden en az birinin doğmuş olması şarttır.
-
İhtarname ve Süre Şartları: Birçok tahliye sebebinde (örneğin ihtiyaç veya 10 yıl kuralına dayalı tahliyelerde), dava açmadan önce kiracıya kanunda belirtilen süreler içinde, usulüne uygun bir ihtarname veya bildirim gönderilmiş olması zorunlu bir dava şartıdır.
-
Görevli Mahkeme ve Sürecin Başlaması: Gerekli yasal zemin (sebepler ve süreler) oluştuktan sonra, davanın türüne göre Sulh Hukuk Mahkemesi’ne (veya icra takibine dayalı tahliyelerde İcra Hukuk Mahkemesi’ne) sunulacak gerekçeli bir dava dilekçesi ile tahliye davası resmi olarak başlatılır.
Avukatlık ücretleri, yasal mevzuatlar çerçevesinde üstlenilen hukuki sürecin niteliğine göre avukat ile müvekkil arasında belirlenir. Ancak bu belirleme sürecinde kanunun emrettiği net sınır ve kurallar bulunmaktadır:
-
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (Yasal Alt Sınır): 1136 sayılı Avukatlık Kanunu gereğince, vekalet ücretleri Türkiye Barolar Birliği (TBB) ve Adalet Bakanlığı tarafından her yıl yayımlanan resmi tarifeye tabidir. Kanunen, hiçbir hukuki işlem veya dava takibi için bu asgari tarifenin altında bir ücret anlaşması yapılması veya hizmet verilmesi mümkün değildir.
-
Ücretin Belirlenme Kriterleri: Yasal asgari sınırın üzerinde kalmak kaydıyla nihai vekalet ücreti; davanın hukuki karmaşıklığına, dosyanın kapsamına, uyuşmazlığın maddi değerine ve sürecin gerektireceği tahmini mesaiye (davanın süresine) bağlı olarak avukat tarafından serbestçe takdir edilir.
Boşanma davalarının sonuçlanma süresi, davanın mahiyetine (anlaşmalı veya çekişmeli olmasına) ve mahkemelerin iş yüküne göre büyük farklılıklar göstermektedir:
-
Anlaşmalı Boşanma Davaları: Kanunda öngörülen şartların eksiksiz sağlanması ve tarafların uzlaştığı Anlaşmalı Boşanma Protokolü’nün yetkili mahkemeye sunulması halinde süreç oldukça hızlı ilerler. Başvuru tarihinden itibaren dava genellikle 15 gün ile 2 ay içerisinde karara bağlanır. Gerekçeli kararın yazılıp kesinleşmesiyle birlikte hukuki süreç tamamlanmış olur.
-
Çekişmeli Boşanma Davaları: Tarafların boşanma, velayet, tazminat veya nafaka gibi konularda uzlaşamadığı durumlarda süreç daha detaylı işler. Karşılıklı dilekçelerin sunulması, delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi ve bilirkişi incelemeleri gibi aşamalar nedeniyle ilk derece mahkemesindeki (Aile Mahkemesi) yargılama ortalama 1 ila 2 yıl sürmektedir. Ancak dosyadaki uyuşmazlıkların karmaşıklığına göre bu sürenin 3 yıla kadar uzaması da söz konusu olabilmektedir.
Evlilik birliği devam ederken anne ve baba tarafından ortaklaşa kullanılan velayet hakkı; boşanma, ayrılık veya ölüm gibi durumlarda yeniden düzenlenir. Çocuğun üstün yararının gözetildiği velayet sürecinin işleyişi şu şekildedir:
-
Velayet Hakkının Durumu: Ergin olmayan (18 yaşını doldurmamış) çocukların velayeti, eşlerden birinin vefatı halinde sağ kalan eşe geçer. Boşanma veya ortak yaşamın sona ermesi durumunda ise hakim kararıyla anne veya babadan yalnızca birisine verilir.
-
Davanın Dayanağı ve Açılması: Boşanma davasıyla birlikte veya boşanma gerçekleştikten sonra çocuğun velayetini almak (veya değiştirmek) isteyen taraf, Türk Medeni Kanunu (TMK) kapsamında velayet talebini içeren bir dava dilekçesi hazırlayarak süreci başlatır.
-
Görevli ve Yetkili Mahkeme: Velayet davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesi‘dir. Dava, velayet talebinde bulunan kişinin (davacının) kendi yerleşim yerindeki mahkemede açılır. Aile Mahkemesi bulunmayan ilçelerde ise bu davalara Asliye Hukuk Mahkemeleri bakar.
4857 sayılı İş Kanunu kapsamında iş kazası geçiren çalışanların veya vefat halinde yakınlarının, işveren aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu sürecin yasal işleyişi ve şartları şu şekildedir:
-
İş Kazasının Tespiti: Yasal mevzuatta iş kazası kabul edilen haller oldukça geniş kapsamlı düzenlenmiştir. Bu nedenle açılan davalarda genellikle ilk aşama, yaşanan talihsiz olayın hukuken bir “iş kazası” niteliği taşıyıp taşımadığının net olarak tespit edilmesidir.
-
Tazminatın Kapsamı: İş kazası neticesinde meydana gelen bedensel yaralanma, ruhsal zarar veya ölüm durumlarında, oluşan kayıpların giderilmesi amacıyla işverenden maddi ve manevi tazminat talep edilebilir.
-
Görevli Mahkeme: İş kazasından kaynaklanan her türlü maddi ve manevi tazminat talebi, İş Mahkemeleri nezdinde açılacak davalarla ileri sürülür.
-
Dava Açma Süresi (Zamanaşımı): İş kazası nedeniyle tazminat davası açma süresi, kural olarak kazanın meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır. Ancak olay aynı zamanda bir ceza davasına konu teşkil ediyorsa ve ceza hukukundaki zamanaşımı süresi daha uzunsa, bu uzamış ceza zamanaşımı süresi tazminat davası için de geçerli kabul edilir.
Tazminat davaları, kişinin uğradığı zararın niteliğine göre maddi ve manevi tazminat davası olmak üzere ikiye ayrılır. Bir tazminat davasının yürütülebilmesi için öncelikle zarara sebep olan haksız fiilin (hukuka aykırı eylemin) ve tazminat talebinin konusunun net bir şekilde belirlenmesi gerekir. Dava sebepleri ve süreç genel hatlarıyla şu şekildedir:
-
Haksız Fiil ve Zararın Tespiti: Tazminat talebinde bulunabilmek için öncelikle hukuka aykırı bir eylemin gerçekleşmiş olması gerekir. Dava, bu fiilin ve ortaya çıkan zararın tespit edilerek yetkili mahkemeye sunulmasıyla açılır.
-
Ceza ve Hukuk Davalarına Dayalı Tazminatlar: Tazminat talepleri sıklıkla, sonuçlanmış bir ceza veya hukuk davasındaki haklılık payına dayanır. Örneğin; “hakaret” suçundan hüküm giyen bir kişiye karşı, olayın mağduru tarafından yaşanılan manevi yıpranma gerekçe gösterilerek manevi tazminat davası açılabilir.
-
Trafik Kazalarından Doğan Tazminatlar: Meydana gelen bir trafik kazasında, kusurlu olan ve karşı tarafın zararına sebep olan kişiye karşı dava açılması mümkündür. Özellikle sigorta poliçesi kapsamında karşılanması mümkün olmayan maddi kayıplar (araç değer kaybı, kazanç kaybı vb.) için kusurlu tarafa maddi tazminat davası yöneltilebilir.
İcra takibi, alacağın devlet gücüyle (cebri icra) tahsil edilebilmesi için 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre başlatılan resmi bir hukuki yoldur. İcra Daireleri eliyle yürütülen bu süreç genel hatlarıyla şu aşamalardan oluşur:
-
Takip Talebinin Sunulması: Alacaklı, borcun dayanağı olan belgeleri (fatura, sözleşme vb.) ekleyerek uygulanacak icra yolunu belirler ve yetkili İcra Dairesi’ne bir “Takip Talebi” sunar.
-
Ödeme Emrinin (Tebligatın) Gönderilmesi: İcra Dairesi, sunulan talebi ve belgeleri inceler. Usule uygun bulunması halinde borçluya bir “Ödeme Emri” düzenleyerek tebliğ eder.
-
Yasal Süre ve Haklar: Ödeme emrini tebliğ alan borçluya kanuni bir süre tanınır. Borçlunun bu süre içerisinde borcu ödemesi, borca itiraz etmesi veya ödemeyecekse mal beyanında bulunması istenir.
-
İtiraz Edilmesi Durumu: Borçlu yasal süresi içinde itirazlarını bildirirse icra takibi durur. Takibin devam edebilmesi ve haciz işlemlerine geçilebilmesi için alacaklının, itirazın iptali veya kaldırılması gibi takibe ilişkin yeni bir hukuki süreç (dava) başlatması gerekir.
Halk arasında evlilik sözleşmesi olarak bilinen belgenin hukuki karşılığı Mal Rejimi Sözleşmesi‘dir. Bu belge, eşlerin veya evlenecek çiftlerin, evlilik süresince sahip oldukları veya edinecekleri malların, evliliğin sona ermesi (boşanma veya ölüm) durumunda nasıl paylaşılacağını belirledikleri özel bir aile hukuku sözleşmesidir.
Sözleşmenin hukuki niteliği ve geçerlilik şartları şu şekildedir:
-
Ne Zaman Yapılır? Mal rejimi sözleşmesi, evlenme başvurusu sırasında yapılabileceği gibi, evlenmeden önce veya evlilik birliği devam ederken de istenilen bir tarihte yapılabilir.
-
Geçerlilik Şartı (Noter Onayı): Kanun, bu sözleşmenin geçerliliğini sıkı şekil şartlarına bağlamıştır. Sözleşmenin hukuken geçerli olabilmesi için mutlaka noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılması zorunludur.
-
Hükümsüzlük Durumu: Eşlerin kendi aralarında adi yazılı şekilde hazırlayıp imzaladıkları, noter onayı taşımayan evlilik sözleşmeleri kanunen kesin hükümsüzdür (hiçbir hukuki geçerliliği yoktur).
Konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerinin feshi, Türk Borçlar Kanunu (TBK) kapsamında kiracı ve kiraya veren (mal sahibi) açısından farklı kurallara bağlanmıştır. Sözleşmenin sona erme süreci şu şekilde işler:
-
Kiracı Açısından Fesih Süreci: Sözleşmeler genellikle 1 yıllık belirli sürelerle yapılır. Kiracı, sözleşme süresinin bitimine en az 15 gün kala yazılı bildirimde bulunarak sözleşmeyi feshedebilir. Eğer bu bildirim yapılmazsa, sözleşme kanun gereği aynı koşullarla 1 yıl daha uzamış sayılır. Belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiracı, genel hükümlere uyarak fesih bildiriminde bulunma hakkına her zaman sahiptir.
-
Kiraya Veren Açısından Fesih (10 Yıl Kuralı): Mal sahibi, sırf “1 yıllık sözleşme süresi doldu” gerekçesiyle kiracıyı çıkaramaz. Herhangi bir gerekçe göstermeksizin tahliye isteyebilmesi için 10 yıllık uzama süresinin dolması gerekir. Bu süre dolduktan sonra, izleyen uzama yılının bitiminden en az 3 ay önce ihtarname göndererek sözleşmeyi sonlandırabilir.
-
Mal Sahibinin Haklı Sebeple Tahliye İsteyebileceği Durumlar: Kiraya veren, 10 yıllık süreyi beklemeden yalnızca kanunda belirtilen şu özel durumlarda sözleşmeyi feshedip tahliye talep edebilir:
-
Kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle bir kira yılı içinde iki haklı ihtar çekilmesi veya kiracının temerrüde düşürülmesi,
-
Kiracı tarafından verilmiş geçerli bir yazılı tahliye taahhütnamesinin bulunması,
-
Mal sahibinin veya kanunda sayılan yakınlarının barınma/işyeri ihtiyacının doğması,
-
Kiralanan taşınmazın esaslı onarımı, tadilatı veya yeniden inşası,
-
Kiracının taşınmazı kötü (hor) kullanması veya komşulara saygı gösterme yükümlülüğünü ihlal etmesi.
-
Boşanma davası, Türk Medeni Kanunu’nda (TMK) belirtilen özel veya genel boşanma sebeplerine dayanılarak hazırlanan boşanma dava dilekçesinin yetkili mahkemeye sunulmasıyla açılır. Sürecin işleyişi genel hatlarıyla şu şekildedir:
-
Yetkili Mahkeme: Davalar kural olarak davacının veya davalının yerleşim yeri ya da eşlerin davadan önce son 6 aydır birlikte oturdukları yerdeki Aile Mahkemesi’nde açılır. Aile Mahkemesi bulunmayan ilçelerde bu davalara Asliye Hukuk Mahkemeleri bakar.
-
Yurt Dışı Durumu: Yurt dışında ikamet eden ve son 6 aydır Türkiye’de yerleşim yeri kaydı bulunmayan vatandaşlarımız için kanunda davanın görüleceği mahkemeye yönelik özel yetki kuralları işletilir.
-
Harç ve Masraflar: Davanın resmi olarak açılmış sayılabilmesi için dava harç ve gider avanslarının vezneye yatırılması zorunludur (Adli yardım talebi kabul edilen dosyalar istisnadır).
-
Yargılama Aşamaları: Dilekçenin mahkemeye sunulup tevzi işlemlerinin yapılmasıyla dava açılmış olur. Tarafların karşılıklı dilekçe sunma aşaması tamamlandıktan sonra mahkeme tarafından ön inceleme ve duruşma aşamalarına geçilir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılacak yeni bireysel başvuruların ve yargılama sürecindeki resmi yazışmaların gönderileceği tek resmi posta adresi Fransa’nın Strazburg şehrindedir.
Kargo veya posta zarfının üzerine eksiksiz olarak yazmanız gereken adres şu şekildedir:
Diğer İletişim Kanalları:
- Telefon: +33 (0)3 88 41 20 18
- Faks: +33 (0)3 88 41 27 30
- E-posta: contact@echr.coe.int (Sadece genel bilgilendirme içindir)
Başvuru Yaparken Dikkat Edilmesi Gereken Hayati Kurallar:
- Sadece Posta Yolu Geçerlidir: AİHM’e yapılacak ilk başvurular kesinlikle e-posta veya faks yoluyla yapılamaz. Başvuru formunun ve eklerinin fiziki olarak (posta veya uluslararası kargo şirketleri aracılığıyla) yukarıdaki adrese gönderilmesi zorunludur.
- Islak İmza Şartı: Başvuru formunun (veya avukat aracılığıyla yapılıyorsa yetki belgesinin) ilgili sayfalarında mutlaka davacının ve varsa avukatının ıslak imzası bulunmalıdır. İmzasız veya fotokopi imzalı başvurular doğrudan reddedilir.
- Sürenin Hesaplanması: AİHM’in 4 aylık hak düşürücü başvuru süresi, evrakın mahkemeye ulaştığı tarihte değil; sizin evrakı postaya (PTT’ye veya kargoya) verdiğiniz tarihte kesilir. Bu nedenle postaya veriliş tarihini gösteren barkodlu gönderi makbuzunu mutlaka saklayınız.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan bireysel başvuruların hangi aşamada olduğunu, mahkemenin sunduğu resmi çevrimiçi dosya sorgulama ekranı (SOP – State of Proceedings) üzerinden kolayca takip edebilirsiniz.
Bu sorgulama ekranı üzerinden;
- Açılmış olan davanızın güncel aşamasını görebilir,
- Dosyanızın hangi departmanda veya heyette incelemede olduğunu takip edebilir,
- AİHM’in karar süreçleri ve olası yazışmalar hakkında anlık bilgi alabilirsiniz.
Sorgulama Yaparken Dikkat Edilmesi Gerekenler:
AİHM sisteminde gizlilik esas olduğu için isim, soyisim veya T.C. Kimlik Numarası ile dosya sorgulaması yapılamaz. Sorgulama ekranına giriş yapabilmek için AİHM tarafından size veya avukatınıza gönderilmiş olan resmi Başvuru Numarasını (Örn: 12345/21) bilmeniz gerekmektedir.
🔗 AİHM Resmi Dosya Sorgulama Ekranına (Türkçe) Ulaşmak İçin Buraya Tıklayınız
💡 Pratik Hukuki İpucu: AİHM’e gönderdiğiniz başvuru formu mahkemeye ulaştıktan sonra, size barkodlu bir mektup ile başvuru numaranız gönderilir. Bu numara gelmeden sistem üzerinden sorgulama yapmanız mümkün değildir. AİHM yargılamaları genellikle yıllar sürdüğü için dosya durumunuzda uzun süre “İncelemede” ibaresini görmeniz normaldir.
Bu sayede siteniz sadece bilgi veren değil, aynı zamanda vatandaşın işini çözen bir “araç” (tool) işlevi de görecektir. Harika bir eklenti! Sıradaki konuyla devam edebiliriz.
Cezaevinde geçirilecek sürenin (koşullu salıverilme / şartlı tahliye) ve denetimli serbestlik hakkının hesaplanmasında en kritik unsur suçun işlendiği tarihtir.
İnfaz Kanunu’nda yıllar içinde yapılan lehe değişiklikler nedeniyle, genel suçlar ile “istisna” sayılan ağır suçların (cinayet, uyuşturucu, terör vb.) indirim oranları birbirinden tamamen ayrılmıştır.
Aşağıdaki tablolarda suç tarihine ve suçun türüne göre uygulanacak güncel infaz oranlarını bulabilirsiniz:
1. GENEL SUÇLAR İÇİN ŞARTLI TAHLİYE ORANLARI (İstisnalar Hariç)
| Suçun İşlendiği Tarih | Şartlı Tahliye Oranı | Denetimli Serbestlik Süresi |
|---|---|---|
| 01.06.2005’ten ÖNCE (Eski 647 Sayılı Kanun dönemi) |
1/2 (Ayrıca ayda 6 gün indirim uygulanır) |
– |
| 01.06.2005 Sonrası (Genel Kural) (Yeni 5275 S.K. m.107/2) |
2/3 | – |
| 01.07.2016’dan ÖNCE İşlenenler (671 Sayılı KHK Kapsamındaki İndirim) |
1/2 | 2 Yıl (KHK dışı kalan istisna suçlarda oran 2/3, denetim 1 yıldır) |
| 30.03.2020’den ÖNCE İşlenenler (7242 S.K. Geçici 6. Madde – Covid İnfazı) |
1/2 | 3 Yıl |
| 30.03.2020’den SONRA İşlenenler (Güncel Uygulama) |
1/2 | 1 Yıl |
2. İSTİSNA KAPSAMINDAKİ AĞIR SUÇLAR İÇİN ÖZEL ORANLAR
Aşağıdaki özel suç tipleri, genel aflardan ve lehe infaz düzenlemelerinden hariç tutulmuş olup hesaplamaları kendi özel kanunlarına göre yapılır.
| Suçun Türü ve İşlendiği Tarih | Uygulanacak Şartlı Tahliye Oranı |
|---|---|
| Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar ve Uyuşturucu Ticareti Suçları (28.06.2014 Tarihinden Önce İşlenenler) |
2/3 |
| Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar ve Uyuşturucu Ticareti Suçları (28.06.2014 Tarihinden Sonra İşlenenler – 6545 S.K.) |
3/4 |
| Terör Suçları (3713 Sayılı Kanun kapsamındakiler) |
3/4 (Her zaman bu oran uygulanır) |
Yukarıdaki “1/2 oranından ve uzatılmış denetimli serbestlikten” faydalanamayan; Kasten Öldürme (TCK 81, 82, 83), Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama (TCK 87/2-d), İşkence ve Eziyet (TCK 94-96), Cinsel Suçlar (TCK 102-105), Özel Hayatın Gizliliğine Karşı Suçlar (TCK 132-138), Uyuşturucu Ticareti (TCK 188), Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar ve Terör Suçları ile kasten eşe/kardeşe/altsoya veya kendini savunamayacak kişiye karşı işlenen yaralama suçları bu lehe düzenlemelerin dışındadır.
Evet, kesin bir süre sınırı vardır. Mahkemeden kiralayan (ev sahibi/işyeri sahibi) lehine çıkan bir tahliye kararının süresiz bir geçerliliği yoktur.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, alınan bir tahliye kararının icraya konulması (infazının istenmesi) için kabul edilen yasal sınır “makul süre olan 1 YILDIR.”
Tahliye kararının bekletilmesi durumunda hukuki sonuçlar şu şekilde gelişir:
- Zımnen (Örtülü) Yenileme Tehlikesi: Kiralayan, tahliye kararını alır ancak 1 yıllık makul süre içinde icra dairesi aracılığıyla işleme koymazsa, hukuken “kira sözleşmesini kendi rızasıyla yenilemiş” kabul edilir.
- Tahliye Hakkının Kaybı: Sözleşme zımnen yenilendiği için, kiralayanın elindeki o eski tahliye kararı tamamen geçerliliğini yitirir ve kiracıyı o karara dayanarak evden veya işyerinden çıkaramaz.
- Yargıtay’ın Amacı: Yargıtay bu kuralı; kiracının yıllarca “Ev sahibi kararı ne zaman icraya koyacak, ne zaman atılacağım?” stresi ve sınırsız bir tahliye tehdidi altında yaşamasını engellemek amacıyla koymuştur.
Örnek Yargıtay Kararı Olayı:
Yargıtay’ın güncel bir kararında (12.12.2024); kiralayan 17.12.2020 tarihinde tahliye kararını almış ancak bu kararı icraya koymak için 11.05.2022’ye kadar (yaklaşık 1,5 yıl) beklemiştir. Yargıtay, hakkın makul olan 1 yıllık sürede kullanılmadığını ve bu sessizliğin kira akdinin yenilenmesine sebebiyet verdiğini belirterek kiralayanın geç kalmış tahliye talebini reddetmiştir.
💡 Pratik Hukuki İpucu: Tahliye davasını (veya icra hukuk mahkemesindeki tahliye talebini) kazandığınızda, “Kiracıyla aram iyi, kararı çekmecede bekleteyim, yarın sorun çıkarsa hemen icraya veririm” düşüncesi çok büyük bir hatadır. Kararı aldıktan sonra vakit kaybetmeden İcra Müdürlüğü kanalıyla tahliye emrini göndermeli ve süreci başlatmalısınız.
Hukuki Dayanak: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi (12.12.2024 Tarih, 2024/5376 E. – 2024/10498 K.)
Alacağın tamamının değil, şimdilik yalnızca belirli bir bölümünün talep edilerek açıldığı davalara kısmi dava denir. Başlangıçta daha az harç ve masraf ödemek için sıkça tercih edilen bu dava türü, dikkatli yürütülmezse ciddi hak kayıplarına (özellikle zamanaşımı nedeniyle) yol açabilir.
Kısmi dava açarken ve süreci yönetirken Yargıtay uygulamalarına göre dikkat edilmesi gereken hayati kurallar şunlardır:
- Bölünebilirlik Şartı: Kısmi dava açılabilmesi için temel şart, alacağın “bölünebilir” nitelikte olması ve talep edilen kısmın tamamının aynı hukuki ilişkiden (örneğin aynı iş sözleşmesinden veya aynı trafik kazasından) doğmuş olmasıdır.
- Miktarı Serbestçe Belirleme: Davacı, kısmi dava açarken başlangıçta talep edeceği miktarı serbestçe belirleyebilir. Ancak bu belirleme “hakkın kötüye kullanılması” veya “dürüstlük kuralına aykırılık” teşkil etmemelidir.
- Talebin Kapsamı ve Artırılması (Bilirkişi Sonrası): Mahkeme, dava tarihi itibarıyla yalnızca dilekçede yazan miktar ile bağlıdır. Yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporuyla alacağın aslında çok daha yüksek olduğu ortaya çıkarsa, mahkeme bu parayı kendiliğinden vermez. Kalan miktarın hüküm altına alınabilmesi için davacının mutlaka Islah yapması, Ek Dava açması veya karşı tarafın muvafakatini alması gerekir.
- Faiz Başlangıcındaki İkili Durum: Faiz işletilme tarihleri çok karıştırılır. Kısmi davada; dava dilekçesinde talep edilen ilk miktar için faiz dava tarihinden itibaren işlerken, sonradan “ıslah” yoluyla artırılan bakiye kısım için faiz (kural olarak temerrüt yoksa) ıslah tarihinden itibaren işlemeye başlar.
- En Büyük Tehlike: Zamanaşımı Tuzağı: Kısmi davanın en riskli tarafı budur. Dava açıldığında zamanaşımı sadece dava edilen kısım için kesilir. Dışarıda bırakılan ve sonradan ıslahla artırılması planlanan kısım için zamanaşımı süresi işlemeye devam eder. Bilirkişi raporu geç gelir ve davacı ıslah yapana kadar kanuni süre dolarsa, alacağın kalan kısmı “zamanaşımı itirazı” nedeniyle reddedilebilir.
💡 Pratik Hukuki İpucu: Zamanaşımı süresinin dolmasına çok az bir zaman kalmışsa, kısmi dava açmak büyük bir risktir. Yargılama uzun sürerse artıracağınız kısım zamanaşımına uğrayabilir. Bu gibi “sürenin sınırda olduğu” durumlarda ya alacağın tamamı dava edilmeli ya da (şartları varsa) miktar belirtilmeksizin “Belirsiz Alacak Davası” (HMK m. 107) açılmalıdır.
Destekten yoksun kalma tazminatı davalarında (özellikle ölümlü trafik ve iş kazalarında), hükmedilecek tutarlar milyonlarca lirayı bulabildiği için dosyanın en can alıcı noktası Aktüerya (Bilirkişi Hesap) Raporu’dur.
Bilirkişi raporları son derece teknik ve karmaşık görünse de, avukatların ve tarafların Yargıtay kriterleri ışığında raporda şu temel unsurları mutlaka denetlemesi gerekir:
- Bakiye Ömür (Yaşam Süresi) Tablosu Hatası: Ölenin ve kalanların muhtemel yaşam süreleri hesaplanırken; olay tarihi 2010 yılından önce ise PMF-1931, olay tarihi 2010 yılı ve sonrası ise TRH-2010 tablosu kullanılmalıdır. Yanlış tablo kullanımı tazminatı kökten değiştirir.
- Cinsiyet Ayrımının Gözden Kaçması: Yeni TRH-2010 tablosunda kadınların ve erkeklerin bakiye ömür (yaşam beklentisi) süreleri birbirinden farklıdır. Raporda ölenin veya destek görecek kişinin cinsiyetine göre doğru yılın seçilip seçilmediği kontrol edilmelidir.
Faiz ve Hesaplama Formülü Hatası (Çok Kritik): Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Karayolları Trafik Kanunu m. 90’a ilişkin iptal kararı sonrasında; hesaplamalarda %1,8 teknik faiz UYGULANMAMALI ve gelecekteki (işleyecek) dönem için mutlaka Progresif Rant Formülü kullanılmalıdır. Hâlâ %1,8 teknik faiz uygulayan raporlara derhal itiraz edilmelidir.
Aktif Çalışma Süresi (60 Yaş Sınırı): Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre kişilerin aktif çalışma süresi genel olarak 60 yaş kabul edilmektedir. Raporun bu yaş sınırına göre hesap yapıp yapmadığı incelenmelidir.
Bilinen ve Bilinmeyen Dönem Ayrımı: Tazminat hesabında, olay (ölüm) tarihi ile raporun düzenlendiği tarih arasındaki süre “Bilinen Dönem” olarak adlandırılır ve bu dönemdeki asgari ücret/gelir artışları net olarak hesaba katılmalıdır. Bu ayrımın doğru yapılıp yapılmadığına bakılmalıdır.
Destek Paylarının (Oranlarının) Dağıtımı: Vefat edenin gelirinin eşine, çocuklarına veya anne-babasına hangi oranlarda paylaştırıldığı, Yargıtay’ın da kabul ettiği AYİM (Askeri Yüksek İdare Mahkemesi) Paylaşım Tablosu’na uygun olmalıdır.
Peşin Sermaye İndirimi: Gelecekteki alacağın bugün peşin olarak ödenmesi nedeniyle uygulamada genellikle yapılan %10’luk indirimin (ve varsa SGK tarafından bağlanan peşin sermaye değerli gelirlerin rücu indiriminin) usulüne uygun yapılıp yapılmadığı teyit edilmelidir.
💡 Pratik Hukuki İpucu: Aktüerya raporu dosyaya geldiğinde “Zaten uzman hesaplamış, itiraza gerek yok” diyerek doğrudan kabul etmek çok büyük hak kayıplarına yol açar. Yukarıdaki kriterlerden sadece birinde yapılan hata, tazminat miktarını yüz binlerce lira eksik veya fazla çıkarabilir. Rapor tebliğ edildiğinde HMK kapsamında 2 haftalık kesin süre içinde teknik itirazların mahkemeye sunulması şarttır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre mobbing; işyerinde bir veya birden fazla kişi tarafından, belirli bir çalışana yönelik olarak sistematik şekilde yürütülen, düşmanca, ahlak dışı ve çalışanı işten soğutarak istifaya zorlamayı amaçlayan psikolojik terördür.
Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre mahkemelerce Mobbing olarak kabul edilen başlıca 10 eylem şunlardır:
- Dışlama ve İzolasyon: İşçinin toplantılara kasten çağrılmaması, kendisine selam verilmemesi, departmanda yokmuş gibi davranılarak sosyal olarak izole edilmesi.
- Sürekli Aşağılama ve Hakaret: İşçiye diğer çalışanların veya müşterilerin yanında “Sen ne işe yararsın?”, “Bunu da mı yapamıyorsun?” gibi onur kırıcı sözler söylenmesi.
- Pasifize Etme veya Aşırı İş Yükleme: İşçiye kapasitesinin ve görevinin çok üstünde nefes aldırmayacak kadar iş yüklemek veya tam tersi, hiçbir iş vermeyerek gün boyu masada boş oturtmak.
- Haksız ve Sürekli Eleştiri: Yapılan işin kasıtlı olarak hiçbir zaman beğenilmemesi, en ufak ve olağan hataların bile büyütülerek sürekli tutanak konusu yapılması.
- İstifaya Zorlama ve Tehdit: Yöneticiler tarafından sık sık “İşine gelmiyorsa kapı orada”, “Kendi rızanla istifa et yoksa tazminatsız atarız” şeklinde gözdağı verilmesi.
- Keyfi Disiplin Cezaları ve Sürgün: Haklı bir neden olmaksızın sürekli savunma istenmesi veya uzmanlığı/görevi dışındaki uzak şubelere, alakasız pozisyonlara sürgün edilmesi.
- Eşitlik İlkesine Aykırılık (Terfi/Maaş): İşyerindeki emsal işçilere göre kasten düşük maaş verilmesi ve hak edilen terfilerin haksız yere engellenmesi.
- Özel Hayata Müdahale: İşçinin özel hayatı hakkında asılsız dedikodular çıkarılması veya şahsi bilgilerinin işyerinde ifşa edilmesi.
- Sözlü veya Fiziksel Şiddet Eğilimi: İşçiye sürekli yüksek sesle bağırılması, agresif el/kol hareketleri yapılması veya taciz boyutuna varan müdahalelerde bulunulması.
- Sürekli Psikolojik Baskı: Çalışanın üzerinde sürekli bir izlenme ve baskı stresi yaratılarak, işyerinin dayanılmaz bir ortama dönüştürülmesi.
💡 Pratik Hukuki İpucu: Bu davranışlara maruz kalan işçi, İş Kanunu madde 24/II uyarınca iş sözleşmesini “haklı nedenle derhal” feshederek kıdem tazminatını alabilir. Ayrıca, uğradığı psikolojik tahribat nedeniyle işverene karşı “Manevi Tazminat” davası açma hakkına sahiptir. Ancak unutulmamalıdır ki mobbingin varlığı e-mailler, WhatsApp yazışmaları, psikiyatri raporları veya şahitlerle ispatlanmalıdır.
Vergi uyuşmazlıklarının çözümünde dava dilekçesinin kanuna tam uygun hazırlanması hayati önem taşır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) kapsamında, bir vergi dava dilekçesinde mutlaka bulunması gereken unsurlar şunlardır:
- Görevli ve Yetkili Mahkeme Bilgisi: Davanın açılacağı yetkili vergi mahkemesinin tam adı (Örn: İstanbul 1. Vergi Mahkemesi Başkanlığı’na).
- Davacı Bilgileri: Davacının adı, soyadı (veya şirket unvanı), tam tebligat adresi, T.C. Kimlik Numarası ve Vergi Kimlik Numarası (VKN). (Avukat varsa vekilin adı ve adresi).
- Davalı Kurum Bilgisi: İşlemi tesis eden davalı vergi dairesinin veya gümrük müdürlüğünün doğru unvanı ve adresi.
- Uyuşmazlık Konusu (İşlemin Türü ve Tebliğ Tarihi): İptali istenen idari işlemin ne olduğu (Örn: Vergi Ceza İhbarnamesi) ve bu işlemin davacıya tebliğ edildiği gün, ay ve yıl. (Bu bilgi dava açma süresinin tespiti için zorunludur.)
Vergi/Ceza Detayları ve Miktar: Davaya konu olan verginin veya cezanın;
- Türü (KDV, Kurumlar, ÖTV vb.),
- Dönemi (Yılı ve ayı),
- Tebliğ edilen ihbarnamenin tarih ve numarası,
- Uyuşmazlık konusu net miktar (rakamsal olarak).
- Olay, Hukuki Dayanak ve Deliller: Vergi dairesinin işleminin neden hukuka aykırı olduğunun açıklaması, dayanılan yasal mevzuat ve sunulan deliller.
Pratik Hukuki İpucu: İYUK Madde 15 uyarınca; yukarıdaki unsurlardan herhangi birinin eksik, hatalı veya anlaşılmaz olması halinde mahkeme doğrudan Dilekçe Ret Kararı verir ve dilekçenin düzeltilmesi için 30 günlük ek süre tanır. Bu sürede de hata düzeltilmezse dava usulden reddedilir.
İşçi ve işveren arasında imzalanan bir arabuluculuk anlaşma belgesi hukuken geçerliliğini koruduğu sürece; mahkeme, işçilik alacağı veya işe iade hakkında esasa girip bir karar veremez. İşçinin haklarına kavuşabilmesi için öncelikle bu belgenin iptal edilmesi şarttır.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin çok güncel bir içtihadına göre (04.07.2024 tarihli karar), anlaşma belgesinin iptali talebinin nasıl ileri sürüleceğine dair kesin usul kuralları şu şekildedir:
1. İptal ve İşe İade Taleplerinin AYNI DAVADA (Birlikte) Açılması:
- İşçi, anlaşma belgesinin iptalini ve işe iade (veya alacak) talebini aynı dava dilekçesiyle açabilir.
- Bu durumda mahkeme, anlaşma belgesinin iptali konusunu bir ön sorun olarak inceler.
- Eğer davacı dilekçesinde iptalden bahsetmemiş, ancak davalı (işveren) cevap dilekçesinde “Elimizde anlaşma belgesi var” derse, mahkeme bunu yine ön sorun olarak ele alır. İşçiye iptal davası açması için ayrıca bir süre vermesine gerek yoktur.
2. İptal ve İşe İade Taleplerinin AYRI DAVALAR Şeklinde Açılması (Kritik Kural):
- İşçi, iptal davasını ayrı, işe iade davasını ayrı mahkemelerde açmışsa, bu iki dava kesinlikle birleştirilemez. Çünkü her iki davanın tabi olduğu kanun yolları (istinaf/temyiz sınırları ve usulleri) birbirinden farklıdır.
- Bekletici Mesele Kuralı: Mahkeme, işe iade davasında karar verebilmek için anlaşma belgesinin iptali davasının sonucunu bekletici mesele yapmak zorundadır.
- Tefrik (Ayırma) Zorunluluğu: Eğer mahkeme yanlışlıkla bu iki davayı birleştirmişse, davanın hangi aşamasında olursa olsun (HMK m. 167 gereği) davaların tekrar ayrılmasına (tefrik edilmesine) ve iptal davasının bekletici mesele yapılmasına karar verilmelidir.
Hukuki Dayanak: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (04.07.2024 T., 2024/8763 E. – 2024/10645 K.) kararı.
Hisseli (paylı) mülkiyete tabi bir taşınmazda, paydaşlardan birinin kendi hissesini dışarıdan üçüncü bir kişiye satması halinde, diğer paydaşların bu hisseyi aynı bedelle öncelikle satın alma hakkına yasal önalım (şufa) hakkı denir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, bu davanın kazanılabilmesi veya reddedilmemesi için şu kritik kurallara dikkat edilmelidir:
Önalım Hakkının KULLANILAMAYACAĞI Durumlar:
- İçeriye (Paydaşa) Satış Yapılması: Hissedar, payını dışarıdan birine değil de zaten o taşınmazda hissedar olan başka bir paydaşa satarsa önalım hakkı kullanılamaz.
- Akrabaya Devir (Bağış ve Miras Amacı): Payın eşe, çocuğa veya yakın akrabaya devredilmesi tapuda “satış” olarak gösterilse bile; asıl amaç miras hukukundan doğan bir devir veya bağışlama ise önalım hakkı doğmaz.
- Gerçek Bir Satış Olmayan Devirler: Önalım hakkı sadece nakit karşılığı yapılan gerçek satışlarda geçerlidir. Kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamındaki devirlerde, trampa (takas) işlemlerinde veya borcun teminatı (ipotek) amacıyla yapılan devirlerde önalım hakkı kullanılamaz.
Dava Şartları ve Davacının Dikkat Etmesi Gerekenler:
- Payı Koruma Zorunluluğu: Davacı paydaş, önalım davasını açtıktan sonra kendi hissesini mahkeme kararı kesinleşinceye kadar elinde tutmak zorundadır. Dava sürerken kendi payını başkasına satarsa, aktif dava ehliyeti ortadan kalkar ve davası reddedilir.
- Elbirliği (İştirak Halinde) Mülkiyet Kuralı: Eğer davacının dayandığı tapu hissesi (örneğin miras kalan bir yer) elbirliği mülkiyetine tabi ise, davacının tek başına dava açması yetmez; diğer tüm ortakların muvafakatini (onayını) alması veya davaya temsilci atanması gerekir.
- Satış Vaadi Sözleşmesinin Etkisi: Davacının kendi payı üzerinde daha önceden üçüncü bir kişiyle “Satış Vaadi Sözleşmesi” yapmış olması, onu kötü niyetli yapmaz. Bu durum, davacının önalım hakkını kullanmasına yasal bir engel teşkil etmez.
Usul ve İspat Kuralı:
Öğrenme Tarihi ve Yemin: Önalım davalarında satışın öğrenildiği tarih hak düşürücü sürelerin (3 ay ve 2 yıl) hesabı için çok önemlidir. Yargıtay’a göre, davalının “Satışı çok önceden biliyordun” iddiası üzerine davacıya satışı ne zaman öğrendiğine dair yemin teklif edilemez.
Hukuki Dayanak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi Kararları (2020/7188 K., 2016/3784 K., 2020/573 K., 2020/1716 K.)
Ceza yargılamasında, sanığın asıl niyetinin mağduru sadece yaralamak mı yoksa öldürmek mi olduğunu tespit etmek her zaman kolay değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, eylemin hukuki niteliğinin (yaralama mı yoksa cinayete teşebbüs mü olduğunun) belirlenmesi için mahkemelerin şu 9 temel kriteri bir bütün olarak değerlendirmesini şart koşmuştur:
1. Husumet ve Suç Nedeni: Fail ile mağdur arasında olay öncesine dayanan, öldürmeyi gerektirecek ciddiyette bir düşmanlık (husumet) veya geçerli bir suç nedeni var mıdır?
2. Aletin Cinsi ve Kullanılış Şekli: Suçta kullanılan alet (silah, bıçak, sopa vb.) mahiyeti ve kullanılış şekli itibarıyla öldürmeye elverişli midir?
3. İsabet Alınan Bölge ve Hedef Seçme: Failin mağdurda hedef aldığı bölge neresidir? Vuruşlar vücudun hayati bölgelerine (baş, boyun, göğüs, kalp hizası) mi, yoksa hayati tehlike yaratmayacak kısımlara (bacak, kol) mı yönelmiştir? Failin hedef seçme olanağı varken nereyi seçtiği çok kritiktir.
4. Darbe Adedi ve Şiddeti: Mağdura vurulan darbe tek mi, yoksa çok sayıda mıdır? Darbelerin şiddeti ve mağdurdaki yaraların yeri/niteliği nasıldır?
5. Eylemin Sona Erme Şekli (En Kritik Kriter): Fail, eylemine kendi isteğiyle mi (kendiliğinden) son vermiştir; yoksa araya giren bir engel (çevredekilerin müdahalesi, silahın tutukluk yapması, mağdurun kaçması, polisin gelmesi vb.) nedeniyle mi eylemi bırakmak zorunda kalmıştır?
6. Olay Sonrası Davranışlar: Fail eylemden sonra mağdura karşı nasıl davranmıştır? Örneğin; ağır yaralı mağduru hastaneye yetiştirmeye mi çalışmıştır, yoksa ölüme terk edip kaçmış mıdır?
💡 Pratik Hukuki İpucu: Örneğin; elinde silah olan ve mağduru rahatça hedef seçme imkânı bulunan bir kişi, mağdurun hayati bölgeleri yerine bilerek sadece bacaklarına bir el ateş etmişse ve etrafta hiçbir engel yokken eylemini kendiliğinden sonlandırıp mağduru hastaneye götürmüşse; bu eylem “öldürmeye teşebbüs” değil, “kasten yaralama” olarak değerlendirilir.
Hukuki Dayanak: Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları (2008/1-77 E., 2011/1-95 E., 2009/1-209 E., 2006/1-97 E., 2018/121 E. – 2021/388 K.)
Evet, net bir şekilde suçtur. Yargıtay kararlarına göre cep telefonu numarası, kişiyi doğrudan belirlenebilir kıldığı için hukuken “Kişisel Veri” kabul edilmektedir.
Bir kişinin telefon numarasını, sahibinin rızası (izni) olmadan üçüncü bir şahısla paylaşmak, Türk Ceza Kanunu (TCK md. 136/1) kapsamında “Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme” suçunu oluşturur. (Bu suçun kanundaki cezası oldukça ağırdır ve uzlaşmaya tabi değildir.)
Yargıtay 12. Ceza Dairesi bu suçun oluşması için çok net bir kriter belirlemiştir:
Numaranın başkasına verilmesini gerektiren hukuken “makul, meşru ve mantıklı bir sebep” yoksa, numarayı paylaşan kişi cezalandırılır.
Örnek Yargıtay Kararı Olayı:
Yargıtay kararına konu olan bir dosyada; bir kişinin, eski kız arkadaşının telefon numarasını, onunla tanışmak/arkadaşlık kurmak isteyen başka bir erkeğe izinsiz olarak vermesi olayında Yargıtay; ortada numarayı paylaşmayı gerektirecek meşru ve mantıklı hiçbir sebep bulunmadığını belirterek numarayı paylaşan kişilerin TCK 136/1 kapsamında cezalandırılması gerektiğine hükmetmiştir.
💡 Pratik Hukuki İpucu: Günlük hayatta “Ahmet senin numaranı istedi, ben de verdim” veya WhatsApp üzerinden birinin iletişim kartvizitini izinsiz olarak bir başkasına göndermek, eğer numara sahibi şikayetçi olursa doğrudan hapis cezası yargılaması ile karşı karşıya kalmanıza neden olabilir. Numarayı vermeden önce mutlaka sahibinden onay almalısınız.
Hukuki Dayanak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi (21.12.2016 T., 2015/10737 E. – 2016/13557 K.)
Kasten yaralama suçunun cezası; yaralamanın şiddetine (basit bir çizik mi yoksa hayati tehlike mi olduğuna), suçun kim tarafından kime karşı işlendiğine (eşe, kamu görevlisine) ve suç aletine (silah kullanılıp kullanılmadığına) göre Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında kademeli olarak artırılır.
Yaralamanın derecesi ve nitelikli hallerine (TCK Md. 86 ve 87) göre mahkemelerin uyguladığı yasal ceza sınırları tablodaki gibidir:
| Yaralamanın Şekli ve Şiddeti | Öngörülen Ceza Süresi |
|---|---|
| Hafif (Basit) Yaralama Basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif yaralamalar.(TCK 86/2) |
4 aydan 1 yıla kadar |
| Hafif Yaralama + Nitelikli Hal Hafif yaralamanın silahla, eşe/altsoya veya kamu görevlisine karşı işlenmesi.(TCK 86/2 – 86/3) |
6 aydan 1 yıl 6 aya kadar |
| Temel Kasten Yaralama Basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek boyuttaki yaralamalar.(TCK 86/1) |
1 yıldan 3 yıla kadar |
| Temel Yaralama + Nitelikli Hal Temel yaralamanın silahla, eşe/altsoya veya kamu görevlisine karşı işlenmesi.(TCK 86/1 – 86/3) |
1 yıl 6 aydan 4 yıl 6 aya kadar |
| AĞIRLAŞTIRICI NEDENLER (Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama) | |
| Kemik Kırığı Oluşması Yaralama sonucunda vücutta kemik kırılması meydana gelmesi.(TCK 86/1 – 87/3) |
1 yıl 1 aydan 4 yıl 6 aya kadar (Kırığın derecesine göre artırılır) |
| Kemik Kırığı + Nitelikli Hal Kırığın silahla veya diğer ağırlaştırıcı sebeplerle meydana gelmesi.(TCK 86/1 – 86/3 – 87/3) |
1 yıl 7 ay 15 günden 6 yıl 9 aya kadar |
| Hayati Tehlike, Duyularda Zayıflama, Yüzde Sabit İz Yaralamanın kişinin hayatını tehlikeye sokması veya organlardan birinin işlevini zayıflatması.(TCK 86/1 – 87/1) |
3 yıldan 6 yıla kadar (Alt sınır 3 yıldan az olamaz) |
| Hayati Tehlike vb. + Nitelikli Hal Yukarıdaki durumun silahla veya diğer nitelikli hallerle işlenmesi.(TCK 86/1 – 86/3 – 87/1) |
5 yıldan 8 yıl 12 aya kadar (Alt sınır 5 yıldan az olamaz) |
| Duyu/Organ Kaybı, Yüzde Sürekli Değişiklik Organlardan birinin işlevini tamamen yitirmesi, bitkisel hayat vb.(TCK 86/1 – 87/2) |
5 yıldan 9 yıla kadar (Alt sınır 5 yıldan az olamaz) |
| Duyu/Organ Kaybı + Nitelikli Hal Organ kaybı/sürekli değişikliğin silahla vb. hallerle işlenmesi.(TCK 86/1 – 86/3 – 87/2) |
8 yıldan 12 yıl 18 aya kadar (Alt sınır 8 yıldan az olamaz) |
| Kasten Yaralama Sonucu Ölüm Öldürme kastı olmaksızın yapılan yaralama sonucunda kişinin ölmesi.(TCK 86/1 – 87/4) |
8 yıldan 12 yıla kadar |
| Yaralama Sonucu Ölüm + Nitelikli Hal Ölüme sebep olan yaralamanın silahla veya eşe karşı vb. işlenmesi.(TCK 86/1 – 86/3 – 87/4) |
12 yıldan 16 yıla kadar |
💡 Pratik Bilgi: Tabloda sürekli geçen “Nitelikli Hal (TCK 86/3)” kavramı; suçun silahla (bıçak, sopa, silah vb.), eşe/boşandığı eşe, altsoya/üstsoya, kendini savunamayacak durumdaki kişiye veya bir kamu görevlisine karşı işlenmesini ifade eder. Bu durumlarda verilecek ceza yarı oranında artırılmaktadır.
Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’ne göre, kolluk kuvvetlerinin (polis, jandarma vb.) vatandaşın üstünü veya eşyasını ararken temel hak ve hürriyetlere, mahremiyete ve insan onuruna saygı göstermesi yasal bir zorunluluktur.
Bu kapsamda üst aramalarında uyulması gereken kesin kurallar iki başlık altında toplanır:
1. Genel Üst ve Eşya Araması Kuralları:
-
Cinsiyet Kuralı: Üst araması, mutlaka aranacak kişiyle aynı cinsiyete sahip bir kolluk görevlisi tarafından yapılmalıdır.
-
Aydınlatma Yükümlülüğü: Arama yapılmadan önce; aramanın nedeni ve ne tür bir eşya arandığı ilgili kişiye açıkça bildirilmelidir.
-
Mekân ve Sınırlar: Arama, kişinin ilk durdurulduğu yerde veya hemen yakınında, başkalarının göremeyeceği şekilde yapılmalıdır. Kişi, sırf arama yapmak amacıyla durdurulduğu yerden başka bir yere (karakola vb.) götürülemez (Ancak gerektiğinde yakındaki kapalı bir yerden veya polis aracından yararlanılabilir).
-
Orantılı Güç ve Eşyalar: Kişinin üzerindeki ve beraberindeki eşyalar öncelikle cihazla (detektör), yoksa elle aranır. Kişi aramaya direndiği takdirde sadece “orantılı güç” kullanılabilir.
2. Kıyafet Çıkarılarak Yapılan (Detaylı) Arama Şartları: Kişinin giysilerinin çıkartılması suretiyle yapılan arama istisnai bir durumdur ve ancak tehlikenin veya suç unsurunun başka türlü bulunamayacağı hallerde, çok sıkı şartlara bağlı olarak yapılabilir:
-
Amirin Bilgilendirmesi: Bu aramanın neden gerekli olduğu ve nasıl yapılacağı, o birimdeki en üst kolluk amiri tarafından vatandaşa önceden bildirilir.
-
Tam Mahremiyet: Arama, kesinlikle kimsenin görmeyeceği kapalı bir alanda gerçekleştirilir.
-
Utanma Duygusunun Korunması (Kritik Kural): Kişinin utanma duygusunu en az ihlal edecek yöntem uygulanmalıdır. Önce bedenin üst kısmındaki giysiler çıkartılıp aranır; üst kısımdaki giysiler tekrar giyildikten sonra alt kısımdaki giysiler çıkartılır. İkisinin aynı anda çıkarılması hukuka aykırıdır.
-
Fiziksel Temastan Kaçınma: Arama sırasında bedene dokunulmaması için azami özen gösterilmeli ve işlem en kısa sürede tamamlanmalıdır.
Hukuki Dayanak: Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği
Kural olarak, bir kişinin sesini veya görüntüsünü ondan habersiz ve izinsiz kaydetmek Türk Ceza Kanunu kapsamında “Özel Hayatın Gizliliğini İhlal” veya “Haberleşmenin Gizliliğini İhlal” suçlarını oluşturur.
Ancak Yargıtay, kendisine karşı işlenen bir suçu ispatlama çabasında olan mağdurlar için çok önemli bir istisna getirmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre; bir tartışmayı veya kavgayı kamerayla ya da ses cihazıyla kaydetmek aşağıdaki şartların varlığı halinde SUÇ TEŞKİL ETMEZ:
-
Ani Gelişen Bir Durum Olması: Olayın aniden gelişmesi, yani kişinin o an kendisine yönelik bir saldırıyı, tehdidi, şantajı veya hakareti o anki heyecan ve telaşla kayda almış olması gerekir. (Önceden planlanarak, tuzak kurarak veya kışkırtarak alınan kayıtlar suçtur.)
-
Başka Türlü İspat İmkânının Bulunmaması: O an çevrede olayı gören/duyan bir tanık yoksa veya kolluk kuvvetlerine (polise) derhal haber verme imkânı bulunmuyorsa, kaybolma ihtimali olan delilin güvence altına alınması amacıyla kayıt yapılabilir.
-
Sadece Yetkili Makamlara Sunulması: Alınan bu ses veya görüntü kaydının yalnızca savcılığa, mahkemeye veya polise delil olarak sunulması şarttır.
⚠️ Çok Önemli Hukuki Uyarı: Haklı olduğunuzu ispatlamak için dahi olsa; çektiğiniz bu olay anı videosunu sosyal medyada (Instagram, Twitter, TikTok vb.) paylaşmak, WhatsApp gruplarına veya olaya taraf olmayan üçüncü kişilere göndermek kesinlikle suçtur ve size karşı ayrı bir ceza davası açılmasına sebep olur.
Hukuki Dayanak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi (2017/5122 E., 2018/2516 K.) kararı.
İşverenlerin haklı olduklarını düşündükleri halde iş davalarını kaybetmelerinin temel nedeni, İş Hukuku’nun sıkı şekil ve ispat kurallarına uyulmamasıdır. Yargıtay içtihatları ve uygulamadaki dosyalara göre, işverenlerin davaları kaybetmesine yol açan en kritik 25 hata şu başlıklar altında toplanabilir:
1. Fesih Süreci ve Usul Hataları
-
Geçerli/Haklı Neden Ayrımının Yapılamaması: Fesih türünün yanlış seçilmesi ve feshin “son çare olması” ilkesinin gözden kaçırılması.
-
Savunma Alınmaması: İşçinin davranışı veya verimliliğine dayalı fesihlerde, işçiden önceden yazılı savunma alınmaması.
-
Zamanlama Hataları: Fesih öncesinde alınması gereken savunma, tutanak veya ihtarların, fesih işlemi yapıldıktan sonra (geriye dönük) düzenlenmesi.
-
İşe İade Şartlarının Gözden Kaçırılması: Fesih öncesi; 30 işçi kuralı ve 6 aylık kıdem şartı gibi işe iade davası risklerinin analiz edilmemesi.
-
Bildirim Süreleri: İhbar (bildirim) sürelerinin işçiye eksik kullandırılması veya peşin ödenmemesi.
2. Evrak, İspat ve Belgeleme Eksiklikleri
-
Sözlü Süreç Yönetimi: İhtar, uyarı ve talimat gibi iş ilişkisine dayalı süreçlerin yazılı değil, sözlü olarak yürütülmesi.
-
Özlük Dosyası İhmali: İşçi özlük dosyalarının tutulmaması, evrakların eksik veya imzasız olması.
-
Sözleşme Hataları: İş sözleşmesi ve eklerinin yazılı yapılmaması, işçiye tebliğ edilmemesi veya sözleşmede belirlenen kurallara işverence uyulmaması.
-
Çelişkili Deliller: İşverenin fesih bildiriminde belirttiği sebep ile mahkemeye sunduğu belge ve delillerin birbiriyle çelişmesi.
-
Ücret İhlalleri: Ücret ve yan hakların elden/kayıtdışı ödenmesi, eksik ödenmesi veya yıllık izinlerin hiç kullandırılmayıp belgelenmemesi.
3. Yönetimsel ve İnsan Kaynakları (İK) Hataları
-
Esaslı Değişiklikler: Çalışma koşullarında yapılacak esaslı değişiklikler için işçiden önceden yazılı onay alınmaması.
-
Deneme Süresinin Kaçırılması: İşçinin performansının 2 aylık deneme süresinde (veya takip eden 6 aylık süreçte) değerlendirilmeyip, çok sonradan sorun edilmesi.
-
Belirli/Belirsiz Sözleşme Hatası: Sırf kıdem/ihbar tazminatından kaçınmak için, niteliği gereği “belirsiz süreli” olması gereken işin “belirli süreli” sözleşme ile yapılması (Mahkeme bunu belirsiz kabul eder).
-
Mobbing ve Ayrımcılık: İşçinin haklı nedenle sözleşmeyi feshetmesine zemin hazırlayacak yasal olmayan çalışma şartlarının, ayrımcılığın veya mobbingin engellenmemesi.
-
İnatlaşma: Fesih öncesi karşılıklı konuşularak çözülebilecek basit sorunların büyütülerek inatlaşmaya dönüştürülmesi.
4. Dava ve Hukuki Süreç Yönetimi Hataları
-
Yanlış Tanık Seçimi: Mahkemede dinletilecek personelin süreç hakkında bilgisiz olması veya olaya bizzat şahit olmayan kişilerin tanık gösterilmesi.
-
Arabuluculuk Hataları: Özellikle ihtiyari (ihtilaf öncesi) arabuluculuk süreçlerinin stratejik olarak yanlış yürütülmesi.
-
Aşırı Özgüven: “Davayı kesin kazanırız” düşüncesiyle dosyadaki usuli eksikliklerin göz ardı edilmesi.
-
Ders Çıkarmamak: Kaybedilen önceki iş davalarının sonuçlarının analiz edilmeyip, aynı hatalı İK politikalarının şirkette devam ettirilmesi.
-
Uzman Desteği Almamak (En Önemlisi): Değişen iş hukuku mevzuatına ve güncel Yargıtay kararlarına hakim olunmaması, sürecin başından itibaren uzman bir iş hukuku avukatından danışmanlık alınmaması.
KEP (Kayıtlı Elektronik Posta) adresleri, UETS gibi mahkeme ve icra tebligatları için geçerli midir?
Hayır, KEP adresleri adli ve idari yargı süreçlerinde mahkemeler veya icra daireleri tarafından yapılacak resmi tebligatlar için kullanılamaz.
Elektronik tebligat süreçlerinde yaşanan en büyük kavram kargaşalarından biri KEP ve UETS sistemlerinin aynı işlevi gördüğünün sanılmasıdır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin güncel ve net içtihadına göre hukuki durum şöyledir:
-
Tek Geçerli Sistem UETS’dir: Elektronik Tebligat Yönetmeliği uyarınca, yargı mercilerince (mahkeme ve icra müdürlüklerince) yapılacak tüm resmi elektronik tebligatların yalnızca PTT tarafından sağlanan UETS (Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi) üzerinden yapılması yasal bir zorunluluktur.
-
Yok Hükmünde Sayılma (Mutlak Geçersizlik): UETS yerine borçlunun veya tarafın KEP adresine gönderilen adli tebligatlar hukuken “yok hükmünde” kabul edilir. Yani bu şekilde yapılan bir bildirim hiçbir hukuki sonuç doğurmaz ve itiraz, cevap veya temyiz gibi kesin yasal süreleri başlatmaz.
💡 Pratik Hukuki İpucu: Ticari hayatta şirketler arası resmi yazışmalar, ihbar ve ihtarnameler için KEP sistemi güvenli ve geçerli bir yol olsa da; iş yargılamaya veya icra takibine geldiğinde devletin yapacağı tebligatlar için muhatabın mutlaka UETS adresi kullanılmalıdır.
Hukuki Dayanak: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi (2023/3280 E. – 2024/587 K.) kararı.
Hukuk yargılamalarında mahkemenin bilirkişi, keşif veya tebligat masraflarının yatırılması için verdiği “kesin süre” kural olarak oldukça katıdır. Normal şartlarda bu sürenin kaçırılması, o usul işleminden veya delilden vazgeçilmiş sayılma gibi çok ağır sonuçlar doğurur.
Ancak Yargıtay ve İstinaf Mahkemeleri, bu kurala usul ekonomisi ve hakkaniyet çerçevesinde çok önemli bir esneklik getirmiştir. Yerleşik içtihatlara göre durum şu şekilde değerlendirilir:
-
Yargılamanın Uzamaması (Celse Atlanmaması) Kriteri: Kesin süre kaçırılmış olsa bile; eğer ilgili masraf kesin sürenin verildiği celse (duruşma) ile bir sonraki celse arasında yatırılmışsa, mahkemenin bu işlemi geçerli sayması gerekir.
-
Amacın Gerçekleşmesi: Yüksek mahkemelere göre kesin süre verilmesindeki asıl amaç, davanın gereksiz yere uzamasını engellemektir. Yatırılan masraf celse atlanmasına, yani duruşmanın boşa geçmesine veya yargılamanın uzamasına sebebiyet vermediği sürece, kesin sürenin sonuçları (hakkın düşmesi) uygulanamaz.
Önemli Not: Bu kuralın uygulanabilmesi için masrafın geç de olsa mutlaka bir sonraki duruşma tarihinden önce dosyaya yatırılmış olması ve sürecin aksamamış olması hayati önem taşır.
Hukuki Dayanak: Yargıtay 11. HD. (25.04.2022, 2021/1326 E. – 2022/3365 K.) ile İstinaf Mahkemesi kararları (İstanbul BAM 43. HD. 2023/730 K. ve Ankara BAM 20. HD. 2022/1341 K.)
Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK md. 176) kapsamında Islah; tarafların dava veya cevap dilekçelerinde yaptıkları usuli hataları veya eksiklikleri, karşı tarafın rızası aranmaksızın düzeltmelerine (örneğin talep sonucunu artırmalarına) olanak tanıyan bir hukuki yoldur. Islah, davanın tahkikat aşaması sona erene kadar (tam veya kısmi ıslah şeklinde) yapılabilir.
Uygulamada mahkemeler tarafından verilen “1 haftalık kesin süre” kuralı çok sık karıştırılmaktadır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre kural şudur:
-
1 Haftalık Süre Verilemeyecek Durumlar: Taraflardan biri henüz ıslah işlemini yapmamış ve duruşmada sadece “Islah edeceğiz, ıslah hakkımızı kullanacağız” şeklinde beyanda bulunmuşsa, mahkeme bu tarafa ıslah yapması için 1 haftalık kesin süre veremez. Çünkü kanun zaten “tahkikatın sonuna kadar” bu hakkın kullanılabileceğini emreder.
-
1 Haftalık Süre Verilmesi Gereken Durumlar: Eğer taraf ıslah hakkını kullanmış (ıslah işlemini başlatmış) ancak usuli bir eksiklik bırakmışsa, bu eksiğin tamamlanması için 1 haftalık kesin süre verilmesi zorunludur. Örneğin; ıslah işlemi yapıldığı halde dilekçesi dosyaya sunulmamışsa veya nispi ıslah harcı yatırılmamışsa, mahkeme harcın ve dilekçenin tamamlanması için tarafa 1 hafta kesin süre vermelidir.
Islahın Kapsamı ve Hukuki Etkileri: Islah işlemi geriye etkili (makable şamil) sonuç doğurur; yani usuli işlem davanın başından itibaren düzeltilmiş kabul edilir. Ancak maddi hukuka ilişkin işlemler (feragat, kabul, sulh gibi) ıslah yoluyla değiştirilemez ve davanın türü tamamen başka bir davaya dönüştürülemez. Hakkın zamanında kullanılmaması, usul hatalarının düzeltilmesi imkânını tamamen ortadan kaldırır.
Hukuki Dayanak: Yargıtay 9. HD. 11.03.2024 (2024/2325 E. – 2024/4534 K.) ve 25.01.2023 (2021/19589 E. – 2023/13549 K.) kararları.
1. Hukuk Mahkemeleri Parasal Sınırları (HMK)
| Yıl | İstinaf Sınırı | Temyiz Sınırı | Temyiz Duruşma | Senetle İspat Sınırı |
|---|---|---|---|---|
| 2025 | 40.000 TL | 544.000 TL | 816.000 TL | 33.000 TL |
| 2024 | 28.250 TL | 378.290 TL | 567.520 TL | 23.450 TL |
| 2023 | 17.830 TL | 238.790 TL | 358.110 TL | 14.800 TL |
| 2022 | 8.800 TL | 107.090 TL | 160.660 TL | 6.640 TL |
| 2021 | 8.150 TL | 78.630 TL | 117.960 TL | 4.880 TL |
| 2020 | 5.390 TL | 72.070 TL | 108.120 TL | 4.480 TL |
| 2019 | 4.400 TL | 58.800 TL | 88.210 TL | 3.660 TL |
| 2018 | 3.560 TL | 47.530 TL | 71.300 TL | 2.960 TL |
| 2017 | 3.110 TL | 41.530 TL | 62.290 TL | 2.590 TL |
2. İcra ve İflas Hukuku Parasal Sınırları (İİK)
| Yıl | İcra Mahk. Kesinlik | İcra Mahk. Temyiz | Kesinlik Sınırı (İstinaf Öncesi) |
|---|---|---|---|
| 2025 | 95.000 TL | 444.000 TL | 85.000 TL |
| 2024 | 66.140 TL | 308.632 TL | 59.549 TL |
| 2023 | 41.700 TL | 194.770 TL | 37.580 TL |
| 2022 | 18.710 TL | 87.370 TL | 16.860 TL |
| 2021 | 13.740 TL | 64.150 TL | 12.380 TL |
| 2020 | 12.600 TL | 58.800 TL | 11.350 TL |
| 2019 | 10.280 TL | 40.000 TL | 9.260 TL |
| 2018 | 8.310 TL | 40.000 TL | 7.490 TL |
| 2017 | 7.260 TL | 40.000 TL | 6.550 TL |
3. İdari Yargı Parasal Sınırları (İYUK)
| Yıl | İstinaf Sınırı | Temyiz Sınırı | Duruşma (Tam Yargı/Vergi) | Tek Hakim Sınırı |
|---|---|---|---|---|
| 2025 | 40.000 TL | 1.324.000 TL | 388.000 TL | 388.000 TL |
| 2024 | 31.000 TL | 920.000 TL | 270.000 TL | 270.000 TL |
| 2023 | 20.000 TL | 581.000 TL | 171.000 TL | 171.000 TL |
| 2022 | 9.000 TL | 261.000 TL | 77.000 TL | 77.000 TL |
| 2021 | 7.000 TL | 192.000 TL | 57.000 TL | 57.000 TL |
| 2020 | 7.000 TL | 176.000 TL | 53.000 TL | 53.000 TL |
| 2019 | 6.000 TL | 144.000 TL | 44.000 TL | 44.000 TL |
| 2018 | 5.000 TL | 137.000 TL | 36.000 TL | 36.000 TL |
| 2017 | 5.000 TL | 120.000 TL | 32.000 TL | 36.000 TL |
4. Tüketici Hakem Heyeti Sınırları ve HUMK
| Yıl | Tüketici Hakem Heyeti Sınırı | HUMK Karar Düzeltme | HUMK Temyiz Duruşma |
|---|---|---|---|
| 2025 | 149.000 TL | 182.000 TL | 304.000 TL |
| 2024 | 104.000 TL | 126.560 TL | 211.760 TL |
| 2023 | 66.000 TL | 79.870 TL | 133.620 TL |
| 2022 | 30.000 TL (İl/İlçe Ayrımı Kalktı) | 35.830 TL | 59.950 TL |
| 2021 | 7.550 TL (İlçe) / 11.330 TL (İl) | 26.310 TL | 44.020 TL |
| 2020 | 6.920 TL (İlçe) / 10.390 TL (İl) | 24.120 TL | 40.350 TL |
| 2019 | 5.650 TL (İlçe) / 8.480 TL (İl) | 19.680 TL | 32.920 TL |
| 2018 | 4.570 TL (İlçe) / 6.860 TL (İl) | 15.910 TL | 26.610 TL |
| 2017 | 2.400 TL (İlçe) / 3.610 TL (İl) | 13.900 TL | 23.250 TL |
Hayır, işverenin işçiye fazla mesai ücretini ödediğini yalnızca tanık (şahit) beyanlarına dayanarak ispatlaması hukuken mümkün değildir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin (2015/22101 E. – 2018/17832 K. sayılı) kararı ve yerleşik içtihatlarına göre, ödeme olgusu kesinlikle yazılı belge ile kanıtlanmalıdır. Bu kuralın uygulamadaki sonuçları şunlardır:
-
Yazılı Belge Zorunluluğu: Fazla çalışma ücretlerinin ödendiğinin ispatı; ancak ihtirazı kayıt içermeyen imzalı ücret bordroları, banka dekontları veya ödemeyi gösterir eşdeğer kesin yazılı belgelerle yapılabilir.
-
Tanık Beyanının Yetersizliği: İşveren mahkemede ödeme yapıldığına dair tanık dinletse bile, “ücretini elden aldı, ben şahidim” şeklindeki beyanlar hukuken ödemenin ispatı için geçerli kabul edilmez.
-
Kritik Ayrım (İşçi ve İşveren Açısından): İş Hukukunda çok önemli bir ayrım vardır: İşçi, fazla mesai yaptığını her türlü delille (örneğin mesai arkadaşı olan tanıklarla) ispatlayabilir; ancak işveren, bu mesainin ücretini ödediğini tanıkla ispatlayamaz, mutlaka yazılı belge sunmak zorundadır.
Kural olarak, bir kişi davada veya icra takibinde avukat (vekil) ile temsil ediliyorsa tüm tebligatların avukata yapılması esastır. Ancak hukukun doğası gereği bizzat kişinin kendisini ilgilendiren ve şahsa sıkı sıkıya bağlı olan bazı istisnai durumlarda kanun, tebligatın avukata değil doğrudan asile (müvekkile) yapılmasını emreder. Bu zorunlu haller şunlardır:
-
Şahsa Sıkı Sıkıya Bağlı İşlemler (Yemin ve İsticvap): Mahkemede bizzat kişinin yerine getirmesi gereken yemin teklifi veya isticvap (hakim önünde şahsen sorgulanma/beyan verme) gibi işlemlerde tebligat vekile değil, doğrudan asile yapılır.
-
İcra-İflas (Tazyik/Disiplin) Suçları: İcra iflas suçları (örneğin taahhüdü ihlal veya nafaka borcunu ödememe) nedeniyle borçlunun cezalandırılabilmesi için, cezanın dayanağı olan İcra Emri’nin borçlu avukatına değil, bizzat borçlunun kendisine tebliğ edilmiş olması şarttır.
-
İmza İtirazı ve Sanığın Hazır Bulunması (İİK 68/a): İcra takiplerinde imza inkârı gibi durumlarda, borçlunun bizzat hazır bulunmasını gerektiren ihtaratların (örneğin imza örneği alınması için duruşmaya çağrının) asile tebliğ edilmesi gerekir.
-
Yoklukta Verilen Ceza Hükümleri: Ceza davalarında; sanığın ve avukatının (müdafi) yokluğunda verilen hükümler, kamu davasının asıl tarafı olan sanığa da ayrıca tebliğ edilmek zorundadır.
-
Avukatın İstifası: Vekilin (avukatın) dosyadan istifa ettiğine dair dilekçe, taraflar arasındaki temsil ilişkisini sonlandırdığı için bizzat asile tebliğ edilmelidir.
-
İşe İade Sonrası İşe Davet Yazısı: İş davalarında; mahkemece verilen işe iade kararının kesinleşmesi sonrasında, işveren tarafından gönderilecek olan “işe başlama/davet” ihtarnamesi işçinin avukatına değil, bizzat işçiye tebliğ edilmek zorundadır.
-
İtirazın İptali Davası: İcra takibine borçlu avukatı aracılığıyla itiraz edilmiş olsa dahi, takibin devamı için alacaklı tarafından açılacak “İtirazın İptali” davasının dava dilekçesi kural olarak asile tebliğ edilmelidir.
Hayır, bir senedin üzerine veya arkasına yalnızca TEMİNATTIR ibaresinin yazılması, o evrakı hukuken otomatik olarak bir teminat senedi haline getirmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarına (Örn: 2017/743 E., 2020/129 K.) göre bir senedin teminat senedi olarak kabul edilebilmesi için şu hususlara dikkat edilmelidir:
-
Neyin Teminatı Olduğu Açıklanmalıdır: Senet üzerinde sadece “teminattır” yazması yeterli değildir. Bu senedin hangi hukuki ilişkinin (örneğin; “X tarihli araç satış sözleşmesinin”, “kira kontratının” veya “işçi-işveren ilişkisinin”) teminatı olduğunun açıkça belirtilmesi gerekir.
-
Ek Sözleşme veya Delil Şartı: Senedin üzerinde detaylı bir açıklama yoksa, senedin teminat amacıyla verildiği mutlaka taraflar arasındaki ayrı bir yazılı sözleşme (protokol) ile ispatlanabilmelidir.
-
İcra Takibi Tehlikesi: Eğer senette sadece “Teminattır” yazıyor ancak neyin teminatı olduğu açıklanmıyor ve ortada bunu ispatlayacak ek bir yazılı sözleşme bulunmuyorsa; mahkemeler bu belgeyi standart bir ödeme senedi (adi bono) olarak kabul eder. Bu durumda karşı taraf, senedi doğrudan icraya koyarak hakkınızda yasal takip başlatabilir.
💡 Pratik Hukuki İpucu: Teminat amacıyla senet düzenliyorsanız, senedin arka yüzüne mutlaka “Bu senet taraflar arasındaki … tarihli sözleşmenin teminatı olarak verilmiştir, ciro edilemez.” şeklinde açık ve net bir şerh düşülmeli veya bu durum senede atıf yapan bir sözleşmeyle imza altına alınmalıdır.

